Hastalıktan Gelen Şifa

c41dc906-7ca4-40fb-bbec-cf4134f12cc6 (1)

Regina Brett, göğüs kanserini yenen bir yazar. Kitabı “God Never Blinks” 24’ten fazla dile çevrilmiş ve bestseller olmuş. 41 yaşında hastalanan Brett, kanserin ona tek bir hayatı olduğunu hatırlattığını söylüyor.

Kitabında, 45.doğumgünü gecesinde hayatın ona öğrettiği 45 dersi kaleme alıyor, beş yıl sonra ise (50 olduğunda), 5 tane daha ekliyor.

İşte bugün sizlerle bu değerli 50 hayat dersini paylaşmak istiyorum. Umarım bir yerlere dokunur:

  1. Hayat adil değil ama yine de güzel.
  2. Tereddütünüz olduğunda, sadece bir sonraki adımı düşünün ve atın.
  3. Hayat birilerinden nefret etmek için çook kısa.
  4. Kendinizi fazla ciddiye almayın. Kimse almıyor.
  5. Kredi kartlarınızı her ay mutlaka ödeyin.
  6. Her tartışmayı kazanmanız gerekmiyor. Bazen anlaşamadığınızı kabul edin.
  7. Birisiyle birlikte ağlayın. Tek başına ağlamaktan daha iyileştiricidir.
  8. Bazen Allah’a isyan edebilirsiniz, bu normaldir.
  9. Emeklililğiniz için tasarruf edin, hemen ilk maaşınızla başlayın.
  10. Konu çikolata olunca, direnmek nafiledir.
  11. Geçmişinizle barış imzalayın, böylece bugününüz mahvolmamış olur.
  12. Çocuklarınızın sizi ağlarken görmesinde hiçbir sıkıntı yok.
  13. Kendi hayatınızı diğerleriyle karşılaştırmayın. Onların ne yaşadığından haberiniz bile yok.
  14. Eğer bir ilişki gizli kalmak durumundaysa, o ilişkiye sakın girmeyin.
  15. Göz kırpmak kadar kısa bir sürede herşey değişebilir. Ama merak etmeyin; Allah hiçbir zaman göz kırpmaz.
  16. Hayat acımakla geçirmek için çok kısa. Ya yaşamakla uğraşın ya da ölmekle meşgul olun.
  17. Eğer bugünde kalırsanız, herşeyin üstesinden gelebilirsiniz.
  18. Bir yazar yazar, eğer bir yazar olmak istiyorsanız yazın.
  19. Mutlu bir çocukluk için hiçbir zaman geç değildir. İkincisi tamamen sizin elinizdedir.
  20. İstediğiniz birşeyin peşinden giderken, “hayır”ı bir cevap olarak asla kabul etmeyin.
  21. Mumları yakın, güzel çarşaflarınızı serin, şık iç çamaşırlarınızı giyin. Özel bir güne saklamayın. Bugün özeldir.
  22. Çok iyi hazırlanın, sonra tamamen akışa bırakın.
  23. Hemen şimdi egzantrik olun. Mor giyinmek için yaşlanmayı beklemeyin.
  24. En önemli seks organı beyindir.
  25. Mutluluğunuz konusunda sizden başka sorumlu yok.
  26. Başınıza gelen her nahoş olayda şunu sorun kendinize “5 yıl sonra bunun önemi olacak mı?”
  27. Her zaman yaşamayı seçin.
  28. Herşeyi ve herkesi affedin.
  29. Başkalarının sizin hakkında düşündükleri sizi ilgilendirmez.
  30. Zaman hemen hemen herşeyin ilacıdır. Zaman verin.
  31. Durum ne kadar iyi ya da kötü olursa olsun, değişecektir.
  32. Hastaladığınızda işiniz size bakmayacak, arkadaşlarınız bakacak. Her zaman onlarla temasta olun.
  33. Mucizelere inanın.
  34. Allah sizi, Allah olduğu için seviyor, sizin yaptığınız veya yapmadığınız şeyler yüzünden değil.
  35. Sizi öldürmeyen şey güçlendirir.
  36. Yaşlanmak, genç ölmenin alternatifidir.
  37. Çocuklarınızın sadece bir çocukluğu olacak, o zamanı hatırlanabilir kılın.
  38. Ruhani şarkılar söyleyin, onlar her türlü insan duygusunu barındırır.
  39. Hergün dışarı çıkın. Mucizeler orada sizi bekliyor.
  40. Eğer herkes problemlerini bir araya koyup çöpe atsaydı ve siz diğerlerininkileri görseydiniz, hemen kendinizinkileri geri alırdınız.
  41. Hayatı denetlemeyi bırakın. Çıkın ortaya ve dibine kadar yaşayın.
  42. İşe yaramayan, güzel ve eğlenceli olmayan herşeyi hayatınızdan çıkarın.
  43. Hayatın sonunda tek önemli şey ne kadar sevdiğiniz olacak.
  44. Kıskançlık zaman kaybıdır. İhtiyacınız olan herşeye zaten sahipsiniz.
  45. En güzel günler henüz yaşanmamış olanlardır.
  46. Kendinizi nasıl hissederseniz hissedin, kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.
  47. Derin bir nefes alın. Zihni dinginleştirir.
  48. Hiç sormazsanız, hiç alamazsınız.
  49. Verin.
  50. Hayat güzel bir fiyonkla süslenmiş değildir, ama gene de bir hediyedir. 
Reklamlar

Bırakmak vs Vazgeçmek

unnamed (1) unnamed (2)

Uzun oldu biliyorum..

Araya bir koca yaz girdi, yaşanacaklar yaşandı, öğrenilecekler öğrenildi, zamanı geldi ben de yazmaya oturdum.

Geçtiğimiz gün okuduğum bana ilham veren bir yazıdan esinlenmek istedim bugün.

Bırakmak ile vazgeçmek arasındaki farktan bahsetmek istiyorum. İngilizceleri “let go” (bırakmak) ve “give up” (vazgeçmek). Bilenler için aradaki farkı daha da net görmeyi sağlayabilir diye belirtmek istedim.

Çok benzer gibi görünse de aslında tamamen farklı iki eylem. Etkileri ise birbirine taban tabana zıt! O derece..

Bırakmak, artık size hizmet etmeyen davranış, düşünce ve hatta kişilerden (tabiri caizse tüm toksiklerden!!) uzaklaşma anlamına gelir. Size iyi gelmediğini farkettiğiniz herşeyden özgürleşmek-yani bırakmak- daha kaliteli ve verimli bir hayata geçmek için ilk ve en önemli adımdır.

Vazgeçmek ise hayatınızı kısıtlar. Yapabileceklerinizin önünü tıkar. Potansiyelinizi gerçekleştirmenizi engeller. Yababilecekken yapmamaktır. Elinden geleni tamamen yapmadan ringden çekilmektir. Havlu atmaktır.

Bırakmak, hayatınızı genişletir, ferahlatır, size alan açar. Yapmayı isteyip de yapamadığınız şeylere fırsat yaratır.

Vazgeçmek, esarettir.

Bırakmak ise özgürlük.

Vazgeçmek, kendine güvensizliktir.

Bırakmak, “Elimden geleni yaptım, benden bu kadar” diyebilmektir.

Vazgeçmek, korkudur.

Bırakmak, cesarettir.

Vazgeçmek, dayanma limitini bilmemektir.

Bırakmak, kendi sınırının farkında olmak.

Vazgeçmek, kendine yenilmektir.

Bırakmak ise kendini önemsemek.

Hayatınızda böyle bir zaman gelir de artık size hizmet etmediğini, sizi beslemediğini, size iyi glemediğini düşündüğünüz herhangi bir şeyi ya da herhangi bir insanı bıraktığınızda, olur da biri/birileri sizi vazgeçmekle, güçsüz olmakla suçlayacak olursa bunları kendinize hatırlatın.

Unutmayın ki, size doğru gelen bir hayatı yaşamak için kimsenin (ama hiçkimsenin!!!) iznine ya da onayına ihtiyacınız yok. Kimse size kim olacağınızı ya da nasıl yaşayacağınızı söyleyemez.

Bu gücünüzü farkedip kullanabilme cesaretini bir kez gösterdiğinizde artık hiçbirşey bir  daha eskisi gibi olmayacaktır.

Aaaaa söylemeden bitirmek olmaz..

Eğer toksik olarak devem eden hayatınızdan çıkarmak istediklerinizi görüyor, biliyor ve de hala aksiyon almıyorsanız, bu durumda vazgeçmişsiniz demektir. İyi, rafine ve hakedilmiş bir hayatı yaşamaktan vazgeçmişsiniz..!

Sizin ilacınız bizde değil, kendinizde. Bir doz cesaret, bir kaç doz farkındalık iş görür. Yaramadı mı ? O zaman dozu arttırmanızı öneririm 🙂 Çözüm olana kadar devam..Yılmak yok, vazgeçmek hiç yok!!

Bırakma cesaretini gösteren herkes, konfor alanından çıkabilir.

Mutluluk da konfor alanının bittiği yerde başladığına göre, o zaman ne duruyorsunuz ?

 

Sizin Yolculuk Nasıl Gidiyor ?

FullSizeRender

Bugün okumaya başladığım Jorge Bucay’in “Kendine Giden Yol” kitabındaki bir hikayeyi paylaşacağım sizlerle.

Kitabın henüz çok başında olmama rağmen bu hikaye beni fazlaca etkiledi.
Bir araba metaforu üzerinden kendimizi anlatıyor. Buyrun hikayeye..

“Ekim ayında bir gün, tanıdık bir ses telefonda bana, “Hemen dışarı çık, sokakta senin için bir armağan var,” diyor. Heyecanla çıkıyorum ve armağanı görüyorum. Tam evimin önüne park edilmiş, çok güzel bir at arabası. Parlak ceviz ağacından yapılmış, bronz süsleri ve beyaz seramik lambaları var. Hepsi çok güzel, çok zarif, çok şık. Kapısını açıp arabaya biniyorum. Lüks kadifeden yapılmış, yarım daire şeklinde koltuk ile beyaz dantel perdelerin uyumu çok hoş. Oturuyorum ve her şeyin tam bana göre tasarlandığını fark ediyorum; bacaklarımın uzunluğu, koltuğun genişliği, tavanın yüksekliği doğru hesaplanmış. Başka kimseye yer yok, tamamen benim rahatlığım düşünülmüş. Sonra camdan dışarı bakıyorum ve bir yanda evimin önünü, diğer yanda komşumun evinin önünü görüyorum. “Ne harika bir armağan! Ne kadar hoş, ne kadar güzel!” diyorum. Bir süre orada oturup bu duygunun keyfini yaşıyorum.

Bir süre sonra sıkılmaya başlıyorum, camdan görünenler hep aynı. Kendi kendime soruyorum: “Bir insan aynı şeyleri görmeye ne kadar tahammül edebilir?” Verilen armağanın pek de bir işe yaramadığını düşünmeye başlıyorum. Yüksek sesle şikâyet ediyorum. O sırada komşum geliyor ve sanki zihnimi okumuş gibi, “Arabada bir şey eksik, fark etmedin mi?” diyor. Halıları ve döşemeleri incelerken, neyin eksik olduğunu dü- şünüyorum. Benim sormama fırsat bırakmadan, “Bu arabanın atları yok,” diyor komşum. Bu yüzden aynı şeyleri görüyorum, diye düşünüyorum, bu yüzden sıkılıyorum. “Evet, doğru,” diyorum. Sonra ahıra gidiyor ve arabaya iki at bağlıyorum. Yeniden arabaya biniyorum ve içeriden, “Deh!” diye bağırıyorum. Manzara birden mükemmelleşip sıra dışı bir hal alıyor, sürekli değişiyor ve ben de doğal olarak şaşırıyorum.

Ancak bir süre sonra güçlü bir titreşim hissetmeye başlıyorum ve arabanın yan tarafında çatlaklar oluşmaya başladığını görüyorum. Atlar beni çok kötü yollardan götürüyorlar; yoldaki tüm çu- 15 kurlara giriyor, kaldırımlara çıkıyor ve tehlikeli semtlerden geçiyorlar. Kontrolün benden çıktığını fark ediyorum, atlar istedikleri yere sürüklüyorlar beni. Başta yol çok güzeldi ama şimdi çok tehlikeli görünüyor. Korkmaya başlıyorum ama bunun da bir faydasının olmadı- ğını fark ediyorum. O sırada at arabasıyla yanımdan geçen komşumu görüyorum. Ona öfkeyle bağırıyorum. “Bana şu yaptığına bak!” O da bağırarak karşılık veriyor. “Sana arabacı lazım!” “Tabii ya!” diyorum. Büyük bir zorlukla ve tabii komşumun yardımıyla atları dizginliyor ve bir arabacı ile anlaşmaya karar veriyorum. Birkaç gün içinde işe başlıyor arabacım. Resmi ve ciddi biri, espriden anlamı- yor ama çok bilgili. Artık verilen hediyenin keyfini yaşamak için her şey tam olarak hazır diye düşünüyorum. Tekrar arabaya biniyor, rahatça oturuyor, kafamı kaldırıp arabacıma nereye gitmek istediğimi söylüyorum.

Arabayı süren, durumu kontrol altına alan, hızı ayarlayan ve istikameti belirleyen o. Ben… Bense yolculuğun keyfini çıkarıyorum.”

Bu hikayedeki metaforlar şunlar; yol, araba, atlar ve arabacı.

Yol, hayat yolculuğunu, araba, bedeni, atlar arzular, ihtiyaçlar, dürtüler ve duyguları, arabacı ise akıl, zeka ve mantıklı düşünme kapasitesini temsil ediyor.

Arzularımız olmadan bedenimize yol aldıramıyoruz, ama arabacı olmazsa da bu sefer arabanın yolu şaşıyor, tehlike doğabiliyor. Arabanın kendisine ise iyi bakmazsak yol bitmese bile araba pes ediyor. Bu durumda da yolculuk istenenden çok daha erken bitiyor.

Hayat, arzular duygular ihtiyaçlar ile akıl ve mantığımızı bir araya getirdiğimiz keyifli bir yolculuğa dönüşebilir. Tabii arabanın bakımını da ihmal etmezsek 🙂

Şimdi isterseniz dönüp hikayeyi bir de bu metaforları öğrendikten sonra okuyun. Bu sefer çok daha anlamlı gelebilir..

 

 

 

Ah Şu “Zihin” Dedikleri – TedxReset 2015’ten Kalanlar V

sensacion-de-movimiento

TedxReset 2015 deyince Cem Şen’in konuşmasından bahsetmeden olmaz.

Epeydir merak ettiğim bir kişiydi kendisi. Canlı izleme fırsatım olacağını görünce çok da heyecanlandım.

İlgilenenler ve merak edeler için bu wesitesinden araştırılabilir: http://www.cemsen.com.tr/

Konuşmanın konusu “zihin”di.

Cem Şen, zihnimizin deneyimlerin oluştuğu yer olduğundan bahsetti. Yani herhangi bir şeye, olaya, kişiye güzel, çirkin, önemli, önemsiz, vs diyen zihindir. Zihin patrondur diyor.

Soruyor sonra, zihin zorlanabilir mi?

Zihnin denetimi bize ait olmasa bile şekiilenebilir, koşullanabilir.

Şöyle düşünün, evinize bir psikopatın geldiğini, evinizi işgal ettiğini ve sonunda kendiniz kapıya konmuş şekilde bulduğunuzu!

Psikopat, burada control edemediğiniz düşüncelerimizi temsil ediyor.

İşte bu psikopat devamlı, bizi ikna etmeye çalışıyor hiç bıkmadan usanmadan. Mesela diyelim ki, birinin sizden hoşlanmadığını düşünüyorsunuz. Psikopat devamlı diyor ki “bak işte hoşlanmadığı çok belli, hoşlansaydı böyle yapmazdı”, “bu kadar olmaz, kesin senden hoşlanmıyor”, vs vs vs..Bunu gibi bir sürü sav ile zihni de buna inandırıyor.

Hayatın tümü bir belirsizlikten ibaret olduğu için psikopatın yaptığı varsayımlar gerçekmiş gibi gelebiliyor insana. Algıda seçicilik getiriyor ve daha sonrasında bir gerçekliğe dönüşebiliyor. İşte tehlike de burada başlıyor.

Unutmayın, bu psikopat bir kontrol manyağıdır!

Korkmayın, sonumuz kötü değil 🙂

Neyse ki ondan kurtulmak için adımlar var atılabilecek.

  1. Adım: Daha iyi bir BEN yaratmak

Bununla ilgili aslında çok da söze gerek yok, kendini geliştirmek, öğrenmek, büyümek, hizmet etmeyen düşünceleri yönetmek kısacası “kişisel gelişim” başlığı altıda toplanabilecek herşey ve çok daha fazlası.

  1. Adım: Olduğumuz yere varmak

Bu çok önemli işte! Neden burada olduğunuzu bilirseniz ancak olduğunuz yere varbilirsiniz. Yani bu dünyaya geliş amacınızı, hayat amacınızı (https://ishegul.wordpress.com/2015/05/02/hayat-amacinizi-bulabilmeniz-icin-7-temel-soru/) bularak ancak bunu yapabilirsiniz. Burada olmamızın bir anlamı olmalı.

Çok güzel bir örnekle açıkladı Cem Şen, diyelim ki markete yoğurt almaya gittiniz ve yoğurt dışında bir sürü şey alıp döndünüz. Bu durumda o markete gitme amacınızı gerçekleştirmemiş olursunuz ve yaptığınız o bir dolu alışverişin hiçbir önemi olmaz. Ama bir tek yogurt alıp dönseydiniz, o zaman bu aksiyon amacına ulaşmış olurdu.

Tıpkı bunu gibi, bu hayat yolculuğunda da amacınızı bilin ki sepetinizi olur olmaz gereksiz şeylerle doldurup yolculuğu amaçsız hale getirmeyin.

  1. Adım: Sürdürülebilir Haz

İkinci adım tamamlandıktan sonar ortaya çıkıyor. Ve işte bu sürdürülebilir haz, hayatın belirsizliğine karşı varılabilecek en önemli nokta çünkü artık burada sadece varoluşun hazzı oluyor.

Dikkat çektiği bir başka konu ise “sen kimsin?” diye sorulduğunda bizim aslında kim olduğumuzu değil ne yaptığımızı anlatıyor olmamız. Bu da Cem Şen’in bir saptaması.

Bizler ne yaptığımızdan çok daha öteyiz. Var olmak için ne yaptığımız işlere, ne sahip olduğumuz maddi varlıklara, ne de şekillere ihtiyacımız var aslında. Var olmanın kendisi haz ve coşku duymak için yeterli.

Bu nokta işte tam da Eflatun’un dediği “Önemli olan, hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.” noktasıdır. Varabilene ne mutlu..

Tabii bu konuda konuşulacak sayısız konu başlığı vardır. TedxReset 2015’te bahsedilen kısım özetle bunlardı.

İlginizi mi çekti ? Haydi araştrın..:)

Ben sizlere ipin ucunu veriyorum, gerisi size kalmış..

Yürüdüğüm Yolda Bir Çukur Var

fft20_mf4035330

Bugün sizlerle Portia Nelson‘un bir şiirini paylaşmak istiyorum.

Okuyunca o kadar çok yere değdi ki bende, bakalım size ne diyor bu güzel şiir ?

Bugün hayatta durduğunuz noktada, size ne mesaj getiriyor ?

Buyrun..

“Yürüdüğüm Yolda Bir Çukur Var

Yolda yürüyorum.
Kaldırımda çok derin bir çukur var.
Düşüyorum.
Kayboldum… Çaresizim…
Bu benim hatam değil.
Dışarı çıkmak için yolumu bulmak çok zamanımı alıyor.

Aynı yolda yürüyorum.
Kaldırımda çok derin bir çukur var.
Sanırım onu görmüyorum.
Yine düşüyorum.
Aynı yerde olduğuma inanamıyorum.
Ama bu benim hatam değil.
Dışarı çıkabilmek yine çok zamanımı alıyor.

Aynı yolda yürüyorum.
Kaldırımda çok derin bir çukur var.
Orada olduğunu görüyorum.
Yine de düşüyorum… Bu bir alışkanlık…
Gözlerim açık.
Nerede olduğumu biliyorum.
Bu benim hatam.
Hemen dışarı çıkıyorum.

Aynı yolda yürüyorum.
Kaldırımda derin bir çukur var.
Etrafından yürüyorum.

Başka bir yoldan yürüyorum.”

Görüyorsan, Duyuyorsan, Sorumlusun! – TedxReset 2015’ten Kalanlar IV

Fakir_Cocuklar_by_ZelihaKuzum

TedxReset’te en etkilendiğim konuşmalar serisine devam..

İhtiyacı olan herkese ihtiyacı olanı vermesi dileğiyle..

Konuşmacı bu sefer, Sosyal Girişimci Ali Denizci.

Şimdi size bir hayat hikayesi anlatacağım, Ali Denizci’nin hayat hikayesi. TedxReset’te o da kendi hikayesini anlattı.. Ama ne hikaye! Ne bir eksik ne bir fazla, hikayenin kendisi binbir dersle binbir hayat felsefesi ve binbir yaşanmışlıkla dolu. Bakalım size neler verecek..

Ben her zamanki gibi elçiyim..Buyrun bir hayata bakalım hep beraber.

Maddi durumu gayet iyi hali vakti yerinde bir ailenin oğlu olarak doğuyor, Herşey yolunda gibi..ama değil. O hiç bir zaman kendini ait hissetmiyor bulunduğu ortama. Ve ailesinin ona verdiği temel düşünce şu; eğer paran olmazsa kimse seni adamdan saymaz.

Gelelim 80’lere, o zamanın sağ-sol davalarında sol cenahta anarşist olmayı seçiyor. Halkın ihtiyacı ne ise onu vermeye niyet etmiş bir kere ama kullandığı yollar malum..

İçinde hep birşeyler eksik. ‘82’de tutuklanıyor Diyarbakır’da ‘84’e kadar yatıyor.

Çıktıktan sonar bir şekilde çok ama çok para kazanıyor. Fakat ailesini dediği hani şu “paran olmazsa adam sayılmazsın” var ya, o yüzden o paranın kuruşuna dokunamıyor.

Cebinde tomarlar ama o mümkün değil harcayamıyor. Kendisini sokaklara vuruyor. Yüzleşmem gerek korkularımla diyor. Parasız adam bir hiç midir gerçekten ?

4 yıl sokakta banklarda orada burada berduş hayatı sürüyor. Ve ekliyor “bu ülkede aç kalmazsınız!”. Bu 4 yıllık süre boyunca ne karnı aç kalıyor, ne içkisi eksik kalıyor. Aa unuttum içki sigara ve uyuşturucu batağına saplanıyor. Sokaklarda delilerle, sokak filozoflarıyla tanışıyor bolca. Bir tanesi diyor ki “Sevmek lazım, çok sevmek lazım!”…Alıyor bunu kulağının bir köşesine küpe yapıyor.

Sokaklarda yaşarken arada bir aileden birileri onu görüp hamama götürüyor üstünü başını değiştiriyorlar. Bağımlılıkları nedeniyle sağlığı da kötüye gidiyor. Alıp doktora görürüyorlar, teşhis; siroz! Hem de ileri derecede, doktor en fazla 1 yıl ömür biçiyor.

Diyor ki kendi kendine, “e madem gidiyorum bari ben önden gideyim”. Aşiyan mezarlığından kendine bir mezar alıyor boğaza nazır ve 8 ay da bu mezarın içinde yatıp kalkıyor, orada yaşamaya devam ediyor. Gene ekliyor “ne yemeğim ne kitabım ne de içkim eksik oldu. Kim getirdi bilmiyorum!!!”

Ne oluyorsa olyor bu 8 ayda, öyle bir farkındalık geliyor ki, “bu mu yani korktuğumuz şey ?” diyor kendi kendine “bak hala yaşıyorum. Dünya kadar param var, gene gideceğiz çıplak. O zaman benim bu dünyada bir misyonum olmalı.”

“Ateist girdiğim mezarlıktan Sufi çıktım.” diyor. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde bağımlılık tedavisi görüyor. Sağlığına kavuşuyor.

Sonrasında yaptığı ilk iş İstanbul’un en fakir semtlerinden olan Balat’a gidip orada Derviş Baba Kahvehanesi’ni açıyor. Buranın amacı ihtiyacı olan insanlara ihtiyaçlarını vermek. Yemek, yardım, eğitim, vs vs aklınıza ne gelirse. Semtteki bütün düşknleri aşıkları meczupları topluyor, “Sevmek lazım diyor, deli gibi sevmek lazım!”. Ve o günden bugüne Derviş Baba (http://www.dervisbaba.net/) büyüyor kocaman oluyor. İkinci şubesini Cihangir’de açıyor.

Şimdi Ali Denizci ve onun gibi düşünen birçok insan kendilerinde olanları, onlara sahip olacak kadar şanslı doğmayanlara akıtmak üzere bir araya geliyorlar. 250’ye yakın aileye ev gıda, eğitim yardımı yapıyor. Onun dışında her kim gelir de yemek isterse bedava veriyor. Daha birçok şey..

Ve diyor ki bu güzel ruhlu insan “Duyuyorsan, Görüyorsan, Sorumlusun!”..

Haydi sizler de Derviş Baba’ya gelin herkesin yapabileceği vardır. Tutun ucundan, büyüyelim büyütelim.

Korkularınızı kaldırdığınızda işte o zaman evren sizin! Bunu görüyorsunuz..

Konuşma bittiğinde gözlerim dolu doluydu ve elimdeki ajandaya aldığım tek not şuydu “Vay be!…”

 

“Mutlu Çocuk” Öğrenir – TedxReset 2015’ten Kalanlar III

mutlu

TedxReset’te en etkilendiğim konuşmalara devam.. İhtiyacı olan herkese ihtiyacı olanı vermesi dileğiyle..

Bu sefer sahnede Öğretmen, Dilek Livaneli var. (Bu arada umarım yazılarımda bahsi geçen kişileri detaylı araştırmanıza önayak oluyorumdur. Çünkü gerçekten her biri birer değer!! )

Aman ha, o öyle bir öğretmen ki, 127 ülke ve 5 bin öğretmen arasından “Dünyanın En İyi 50 Öğretmen”i arasına seçilip Küresel Öğretmen Ödülüne aday gösterilen ilk ve tek Türk Öğretmen. 

Çoğunuz belki de bilmiyorsunuz bile. Ben bilmiyordum açıkçası zira hiçbir ana akım medyanın paylaşmadığı güzellikler bunlar. Göğsümüzü kabartan bize umut aşılayan.

Peki ne yapmış bu öğretmen ?

Ne yapmamış ki ?

Şu anda Samsun’un Kumköy İlkokulu’nda aynı anda dört sınıfın bir arada öğretmenliğini yapıyor.

Ana mesajı şu, öğretmenin temel hedefi MUTLU çocuk yetiştirmektir! Nokta.

Gerisi çorap söküğü..

Eğitim dediğiniz şey mutlu olduktan sonra o kadar kolay ve keyifli ki herkes koşa koşa o okula gitmek istiyor.

Bir kere okulun dış cephesinden iç temizliğine herşeyi el birliğiyle yapmışlar. Hem velileri hem çocukları tabii hem de kendisini olaya güzelce katmış. Hep birlikte temizlemişler parlatmışlar, boyamışlar, hazırlamışlar.

Bahçeye Atatürk büstünü koymuşlar.

Okulun arkasında atıl duran bir binayı “hobi merkezi”ne çevirmiş Dilek Öğretmen. Anneleri bir araya toplayıp onlara el işinden birşeyler yapmaları için ön ayak olmuş. Sonra anneler bu yaptıklarını satıp para kazanmışlar.

Çocukları toplayıp kültür sanat gezilerine götürmüş.

Annelere özel opera gecesi yapmış J Evet diyeceksiniz ki köy kadını ne yapsın operayı ? Hiç de öyle değil işte..Dünya görüşü denen şey böyle gelişiyor.

O kadının kendi için birşey yapmadığını görmüş, bir nebze olsun kendilerine vakit ayırmalarına aracı olmuş. Hayatlarında ilk defa sadece kendileri için birşey yapmışlar. Ne hoş..:)

Sonra operayı beğenenler gelip köyde “Hiç de o kadar sıkıcı değildi, keyifliydi” demeye başlamışlar. Bu sefer ne olmuş? Herkes merak etmeye başlamış.

Devlet Opera ve Balesi Samsun ile görüşmüş okula müzikal getirmiş.

Diyeceksiniz ki peki akademik olarak ne yapmış ? Hep gezme tozma mı ?

Hayır! Çocuklar okullar arası bilgi yarışmasında derece almışlar. Hepsi zehir gibi öğreniyor. Sanılanın aksine eğlenmek öğrenmeye engel değil bilakis, öğrenmeyi hızlandıran bir süreçtir.

Amacı yaşayarak hissederek öğretmek olan bu güzel insanın hikayesini dinlerken çoğumuz gözyaşlarımıza hakim olamadık.

Ama Dilek hanımın da dediği gibi “Bir Dilek Yetmez!”, bu ülkeye Dilekler lazım..

Bir de unutmadan, küçükken oynanan oyunlar önemlidir, o oyunlar ki sizin içinizdeki ışığı dışarı verir..Ciddiye almak, unutmamak lazım. Oyundur bizi en güzel anlatan araç.

O hep öğretmencilik oynarmış..:)

Peki siz ne oynardınız ? Bir düşünün..

 

Başka Vatan Yok – TedxReset 2015’ten Kalanlar II

hukuk

TedxReset’te en etkilendiğim konuşmalardan bir başkası şimdi de..

İhtiyacı olan herkese ihtiyacı olanı vermesi dileğiyle..

Bu ateşli konumanın sahibi Hukukçu, Öğretim Görevlisi Mehmet Karlı. Ben burada o etkileyici ve muhteşem konuşmanın enerjisini birebir akataramayabilirim ama sizden ricam bu konuşmalar youtube’a yüklendiğinde onu izlemeniz. Ben naçizane bir içerik aktarımından öteye geçemeyebilirim. Affola..

Karlı’nın konuşması genel itibariyle unuttuğumuz hakları bize hatırlatan bir konuşmaydı.

Ülkenin içinde bulunduğu durum, yaşanan özgürlük kısıtlamaları, insanlık dışı muameleler, vb daha çoğaltacağımız nahoş her türlü olaya gönderme yaparak dedi ki aslen, “sizlerin devletin üzerinde ve ötesinde haklarınız var.”

Sakınola size şuna inandırmalarına izin vermeyin. Size haklarınızı devletin verdiği safsatasına..

Bilakis tam tersi..Devlete haklarını veren sizlersiniz!! Hatırlayın..

İnsan Hakları Sözleşmesi’ne istinaden sadece ve sadece insan olmanızdan dolayı olan haklarınızı unutmayın. Onlar sahip çıkın. Uyutulmanıza izin vermeyin.

Baskıcı zihniyetin 3 temel politikası vardır dedi:

  • Unutturma
  • Korkutma
  • Atomize etme (püskürtme)

Ha diyeceksiniz ki biz kokoca devletle nasıl başa çıkarız ?

Çıkarsınız elbet. Yapacağınız şeyler hala var.Mesela;

Kapsama alanınızı genişletin.

İnsanlarla paylaşın, hakları olduğunu onlara anlatın. (bunu bilmeyen çok insan var!)

Bağımsız sivil toplum oluşumlarına katılın veya oluşturun.

Elbet ve sakın ola, şiddet kullanmayın, ama sanatı kullanın, bilgiyi kullanın, teknolojiyi kullanın..

Ben tek başıma ne yaparım demeyin. Her bireyin yapacağı birşey vardır.

Bu ülke bizim ve başka ülke yok!

En son olarak da dedi ki, şimdiye kadar hep zihninize konuştum. Biraz da gönlünüze konuşayım.

Taşı toprağı altın deriz, her türlü zorluğuna ragmen ona koşarız.

Bu vatandır ki bizi kucaklar, bir Boğaz manzarasıdır ki bizi bizden alır.

Bir Sezen şarkısıdır bazen ilk aşkınız, bir simit kokusudur çocukluğunuz.

Belki ilk içkinizi pasajda içtiniz, belki de bayramlarda aldığınz harçlıkları biriktirdiniz..

Peki nereye gidebilirsiniz ?

İşte bu vatan bizim hepimizin..

Kalkın ayağa, uyanın..

Yapacak çok şey var!!!

Fikriniz Varsa Hadi – TedxReset 2015’ten Kalanlar I

fikir

Israrlı bekleyişlere daha fazla kayıtsız kalamayarak, TedxReset’te bu yıl en çok etkilendiğim konuşmalardan biri ile başlıyorum yazı serime. İhityacı olan herkese ihyiacı olanı vermesi dileğiyle..

Bu konuşma MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Erhan Erkut’a ait olan konuşmaydı.

“Fikir Üzerine Mitler” konulu bu harika zihin açıcı konuşmasında doğru sandığımız bir grup yanlışa parmak basarak aslında herkese, “hadi ne duruyorsunuz?” dedi. Ya da en azından ben öyle algıladım.

Sunumunda bahsettiği fikirle ilgili doğru bildğimiz yanlışlar (mitler) şunlardı.

  • Fikir değerlidir! – mit

Doğrusu fikrin bini bir para, icraat yoksa fikir değerli değildir. İcraattan haber verin. Fikir uygulamaya geçerse değerlidir.

  • Fikrin orjinali makbuldür! – mit

Doğrusu, her zaman orjinal (veya ilk) fikir en başarılı olacak diye birşey yok.

Örnek olarak da Altavista-Google örneğini verdi. Bugün kaç kişi arama motoru olarak Altavista’yı kullanıyor ? Yok denecek kadar az. Ama aynı soruyu Google için sorduğumuzda büyük çoğunluğun kullandığını görürüz.

Demek ki önemli olan ilk olmak değil, zaman, yer ve uygulamada başarılı olmak.

  • Fikrimi çalarlar, ben en iyisi kendime saklayayım! – mit

Doğrusu, bir fikri sahiplenebilmek için icraat gerekir. Ayrıca, bu fikir senin aklına geliyorsa evrendeki her insanın da aklına gelebileceğini unutma. Çalarlar diye kimseyle paylaşmamak bir fikre yapılacak en büyük ihanet. Çünkü fikirler paylaşılarak büyür ve gelişir.

  • Fikir guruları, uzmanları vardır! – mit

Doğrusu, herkesin en az bir ve hatta sayısız fikri vardır. Fikirlerinize kulak verin başka bir guruya ihtiyacınız yok. Hayata geçirebiliyor musunuz ona bakın.

  • Oturdum bekliyorum, ilham gelecek, fikrim gelecek ! – mit

Doğrusu, oturup bekleyerek fikir gelmez. Fikirler gruplardan çıkar. Elinizden geldiğince paylaşın çünkü icraatı beraber yapacaksınız.

Bu konuşmadan sonra benim zihnim oldukça berraklaştı.

Eminim herbirinizin zihninde sayısız fikir vardır ve olmaya devam edecektir. Umarım okuyanlara da aynı kıvılcımı verebilir bu sunum.

O zaman hadi neyi bekliyrosunuz ? 🙂

 

 

Düşünceden Harekete

image1

 

Bir TEDxReset organizasyonu daha geride kaldı bugün.

Dün ve bugün toplam 32 konuşmacının yer aldığı, ilhamla adeta yıkandığımız bir TEDxReset oldu gene. Ülkemizde güzel şeyler de olduğunu derinden hissettiren, umutla dolduran ve en önemlisi  beni “Hadi ne yapacaksan yap ne bekliyorsun?” moduna geçiren bir iki gün geçrdim. Zaten bu yılki konsept de “Düşünceden Harekete” idi. Amacına ulaştı..

Öncelikle şunu söylemeliyim önümüzdeki günlerde beni derinden etkileyen birkaç konuşmayla ilgili detaylı yazacağım fakat, her ne kadar iki günün fikri yorgunluğu üzerimde olsa da, gün bitmeden sizlerle payaşmak istediğim birşeyler var.

Düşündüm ki her bir konuşmacıdan aldığım bir çarpıcı cümleyi veya soruyu sizlerle paylaşayım.

Aldığım notları toparladım ve aşağıdaki ilham bombardımanını sizlere hazırladım.

Bir de ricam olacak izin verirseniz 🙂 Bu yazıyı okuyanlarınız, aşağıda paylaştığım hangi cümle/cümlelerin kendilerini en çok çarptığını paylaşırsa buradaki paylaşımımın amacına ulaştığını hissedeceğim.

Hadi buyrun..

Fikirler ancak hayata geçerse değerli olur

Öğretmenin en temel görevi mutlu çocuk yetiştirmektir.

Herşey ilgiyle başlar. İlgi duyduğunuz şey isteğe dönüşür, istek arzuya, arzu da eyleme.

Herhangi bir fikriniz varsa, yola çıkın, beklemeyin. O zaman evren destekler sizi.

Bizi hayallerimizi gerçekleştirmekten alıkoyan öğrenilmiş korkular ve çaresizliklerdir.

Herkesin EN AZ bir tane çok iyi fikri vardır.

Fikirler tohumlar gibidir, büyütmek emek ister. Yılmayın.

Eğitime nasıl baktığımız ne öğrettiğimizden daha önemlidir.

Faklı tercihler bir insan hayatına son verme nedeni olamaz.

Başarının ölçüsü onun bunun ne dediği, ne düşündüğü değildir. İçinizdeki sesin ne dediğidir.

Can sıkıntısının nedeni ciddiyettir. Oyunsuzlaştırılmanıza izin vermeyin.

İçinden geliyorsa bir nedeni vardır.

Gelenek ve modernite kombinasyonu güzel ve ahenkli seslere dönüşebilir.

Önemli olan hikayeni kimin yazdığıdır. Peki senin hikayeni kim yazıyor?

Bazen trajediyi en iyi anlatmanın yolu esprili bir çizgi roman olabilir.

Haklarınızı veren devlet değildir. Sizin devletin ötesinde ve üzerinde haklarınız zaten var. 

Moda günümüzde algılandığı gibi ticari bir tüketim kanalı değil, tasarımdır.

Gelecekte insan ve bilgisayar etkileşimi inanılmaz olacak.

Cebinizdeki telefonlarla dünyayı değiştirme gücüne sahipsiniz. Nasıl kullandığınıza bağlı.

Siz kendi dünyanızda neyin yaratıcısı olmak istersiniz?

Ufak bir adım çok büyük etkiler yaratabilir. Egolardan kurtulduğumuzda yapılmayacak şey yok.

Sanat dönüştürücüdür, iyileştiricidir.

İyi yönetilememiş bir güvensizlik ortamında demokrasi olamaz.

Daha iyiyi önceden gören liderlere ihtiyacımız var.

Müslüman mahallesinde kilim satmak, salyangozdan daha kolay 🙂

Cesaret korkmamak demek değildir, korkuya rağmen aksiyon almaktır.

Görüyorsan, duyuyorsan sorumlusun!

Kriz anındaki birine asla dur, sus, sakin ol deme. Önce ona eşlik et, sonra yavaşça durdur.

Zihin deneyimin oluştuğu alandır.

Siz yaşamın neresinde duruyorsunuz?

Kimseyi eğitmeye kalkmayın. Hatırlayın kimse sizi eğitemedi. İnsan ihtiyacı olanı alır yalnızca.

Homojenlik iyi değildir. Herkes kendine özgüdür. Her zaman göz önünde olan en iyidir sanmayın.