Mekan’la Ben

 

Mekanlarla insan ruhu arasında hep bir bağ olduğunu hissederim.

Mesela evler orada yaşayan kişilerin enerjileri ile dolar. Hatta kokusuyla da. Her evin kendine has bir kokusu olur. Tüm diğer kokulardan başka. Orada yaşayanların kokusudur o.

Kokusunu sevdiğiniz insanların evini de seversiniz. Özlersiniz.

O evlerden çıkmak istemezsiniz bir şekilde. Evin şekli, yeri, içi, dışı hiç fark etmez. Sizi çeker. Detayları çok da fark etmezsiniz aslında. Aidiyet duygusudur sizi orada tutan, sorgusuz sualsiz.

Bazı evler ise kapıdan girer girmez üzerinize bir karabasan gibi çöker.

Hiç yaşadınız mı bilmiyorum ama bana sıkça olur. Hep de bir neden ararım kendimce “çok eşya var” ya da “renkler çok koyu”, “desenler çok büyük” vs vs şeklinde uzayıp giden. Bunların da payı vardır elbet ama artık biliyorum ki mekanlar içindeki ruhların birer yansıması.

Başka neden aramaya gerek yok.

Sadece evler değil ofisler, cafeler restoranlar, barlar, okullar, kütüphaneler, vs vs neresi olursa olsun yaşam alanı olan mekanlar insanla bağlantı kurar. Ya da insan mekanla..

Neden aynı sokakta sekiz tane alternatifi varken hep aynı eczaneye girdiğinizi ya da aynı cafenin bir başka şubesinde diken üstündeyken diğer şubesinde evinizdeymiş gibi hissettiğinizi hiç düşündünüz mü ?

Boş mekanlar hüzünlü gelir bana. Bir devir kapanmış gibidir oralarda. Bir önce orada olanların enerjisi hala belli belirsiz hissedilirken, yeni geleceklerin enerjileri kapıyı çalmaktadır. Kim bilir ne hayatlara şahit olmaya hazırlanmaktadır mekan.

Ruhumun içinde bulunduğum mekanlara aktığını (bazen de akamadığnı!) hisseder dururum. Çocukluğumdan beri..Eğer uyum yakalandıysa, nefistir her şey. Bir melodi gibi kusursuz akar.

Tersi durumları da yaşadım, bayağı zorlandım, ruhen törpülendim adeta. Ama geçti..

Ben bunca kafa yorup dururken, 2018 yılında gittiğim “Muğlak Alan” isimli bir sergide sanki tüm bu düşündüklerim, hissettiklerim postmodern bir sanat eseriyle karşımda duruyordu.

Yanında bir de açıklamayla beni bekliyordu sanki..

İnanın bana, bu yabancıların “epiphany” dediği türden bir aydınlanma idi benim için.

Sergideki tüm eserler klasik estetik kalıplarının dışında, sanat ve tasarım arasındaki sınırların kalkışı ile birlikte oluşan muğlaklığa yönlendiriyordu gezeni.

Ve sorgulamaya elbette..

Mekan-Space isimli bir dizayn stüdyo tarafından yapılmış olan “Expedition” isimli bir kinetik entalasyondu beni en çok vuran, en çok çeken, en çok alan, en çok götüren. (Fotoğrafını yazının başına koydum, merak edenler için.)

Durun hemen geri çekilmeyin, modern sanattan uzak durmayın sakın.

Gelin böyle, bakın anlatacağım nasıl her şey bir anda berraklaşacak.

Yanındaki açıklama şöyle başlıyordu:

Canlı nedir ?

Canlı ve cansız arasındaki ayrım aldığı nefeste midir ?

Kendiliğinden çoğalan hücrelerde mi?

Beni çarpan yerine ise geliyordu açıklama yavaş yavaş sonuna doğru:

Bedenleşen mekan, mekanın bir organizmaya dönüşüp akışkan, kendi kendine büyüyebilen ve aynı zamanda etkileşime geçen bir yapıya dönüşmesidir.

Bu durumda mekan da bedene ait özelliklere sahiptir.

Mekanla bedenin kurduğu etkileşim, iki beden arasındaki etkileşime benzer bir yapıya dönüşür.

İşte bu!

Hep hissettiğim yukarda da ifade ettiğim şeydi bu.

Mekanın bedenleşmesi..Daha mükemmel anlatılamazdı. Sanatın gücüydü bu işte.

Tıpkı geçenlerde okuduğum bir sözdeki gibiydi yaşadığım;

Sanat görmemizi sağlar; çok tanıdık bir şey dahi olsa sanki daha önce hiç görmemişiz gibi görmemizi.

Ve o günden beri bu büyülü eser benim zihnimde kalbimde büyük öneme sahiptir. Taşırım kendimle beraber. Ne zamandır da paylaşmayı arzu ediyordum sizlerle.

Gelip giden düşüncelerle benzer hislerle yaşayıp dururken, birden “Mekanın Poetikası” kitabıyla karşılaştım bir de üstüne. Gaston Bachelard’ın eseri.

İşte o zaman tam oldu her şey, bütünleşti. Yazmasam olmazdı, çünkü taştı. Yakalamak farzdı.

Kitapta diyor ki; (bayıldım) “Mekan, peteklerinin binlerce gözünde, zamanı sıkıştırılmış olarak tutar.

Alın size bir başka şairane anlatım.

Mekan, hafızasından neler neler barındırır. Kimse bütünen bilemez ancak hissedebilir.

Mekan, yalnızca fiziki bir oluşum değil ondan çok daha ötedir.

Anıların yerleştiği yerdir mekan, mahzenden tavan arasına kadar bizimle var olur bizimle yaşar.

Çocukluğumuzu bizimle birlikte hatırlar, mezun olduğumuz günkü heyecanımızı sarar sarmalar, ilk işe girişimizdeki sevinç çığlıklarımızı içinde saklar, anneannemizin öldüğü gün yatağa kendimizi zor atarak sabaha kadar ağladığımızı bir sır gibi saklar. Duyabilenler hariç..

Kimseye söylemez mekan..

Bilir..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: