Kaygıdan Doğuyor Hayat

Gün geçmiyor ki hayat önümüze kaygılanacağımız deneyimler çıkarmasın.

Hepimizin toplu şekilde içinden geçtiğimiz şu tarihe damga vuracak günleri bir yana bırakırsak, kendi hayatıma baktığımda da net bir şekilde bunu görüyorum.

Biri bitiyor, biri başlıyor hatta biri bitmeden diğeri öncekilere ekleniyor.

Hangisi ne zaman bitiyor ya da bitiyor mu onu bile tam algılayamayacağım karmaşıklıkta bir “kaygılanacaklar” yol haritam var önümde.

Şükür..

Evet çok hem de..

Benim canım kaygılarım olmasaydı nasıl bir tuzum olacaktı şu hayat denen merete ? Önde gelen değerlerimden olan “iz bırakma”yı nasıl ortaya koyacaktım ?

Diyeceksiniz kaygı ve şükür, karmaşa ve iz bırakma ilişkisi çok net değil. Tamam şimdi başlıyorum anlatmaya..

Önce Varoluşçuluk’un önde gelen yazar ve düşünürlerinden Jean Paul Sartre’ın şu sözünü yolumda kendime rehber edinmek isityorum. “Kaygıdan korkan doğru-düşünen insan kendini iğdiş eder.”

Bir nefes alın ve üzerine bir iki dakika düşünün lütfen.

Ne demek istiyor olabilir Sartre ?

Doğru-düşünen insan, kaygıdan korkup ondan kurtulmaya çalıştıkça kısırlaşır yani yaratıcılıktan uzaklaşır diyor aslında.

Sonra devam ediyor “Olumsuz an’ı özgürlüğünden kesip atar, özgürlüğü ikiye böler. Bu parçalardan yalnızca birini kendine saklar, “iyi” olanı varlıkla özdeşleştirir.”

Yani deneyimlediğimiz şeyleri iyi-kötü diye ayrıştırmak hem bizi iğdiş ediyor dolayısıyla da bütünlükten uzaklaştırıyor. Sadece “iyi” lerden ibaret bir hayat inşa etmeye çalışırken, diğer taraftan bir bakıyoruz ne yapsak olmuyor. Hep bir şeyler eksik kalıyor. İskambil kağıdından kuleler gibi ..

Oysa hayat böyle mi ? İyi-kötü, doğru-yanlış, acı-tatlı kol kola..Biri olmadan diğeri olmuyor, biri diğerine götürüyor, sonra o gidiyor öbürüne uğruyor. Devamlı bir devinim hali var. İç içe, kaçınılmaz ve kendini tekrar eden örüntüler gibi tıpkı.

Mesele bu bütünlüğü bozmayacak şekilde kabulde kalarak, “kötü” diye nitelendirdiğimiz o yukarda bahsettiğim ikinci parçadan kurtulmaya çalışmamak. Onunla birlikte yürümeye devam etmek. Tükaka etmemek. Sakince bakmak, dışarı çıkarak deneyime odaklanmak ve mevcut deneyimden kendinize bir şeyler katarak çıkabilmek.

Yoksa bu kaçındığımız deneyimler nasıl kendi misyonlarını tamamlayacaklar öyle değil mi? İyi olanlar gibi kötü dediklerimizin de hayatımıza katkıları yadsınamaz.

Ve biliyor musunuz ki eğer kaygılanıyorsanız özgürsünüz demektir! Hadi bir nefes daha bunu da sindirin  Ben beklerim..

İlerlemeden önce korku-kaygı ayrımını yapmam gerekir belki de bu noktada.

Korku somut nesnesi olan bir duyguyken, kaygı ihtimalleri düşünmekten doğan tedirginlik halidir. Yani biri kafanıza silah dayarsa korkarsınız, ihtimal düşünecek haliniz kalmaz üstelik özgürlüğünüze de bir tecavüzdür bu durum.

Oysa kafanıza bir silah tutulabileceğini düşünmektir sizi ciddi şekilde kaygılandıran. Bu ikinci durumda fark edin ki, olay şu anda geçmemekte ve size bir olasılık olarak görünmektedir. Bir olasılık varsa diğerleri de var demektir. Adı üstünde “olasılık”, “olan” değil.

Yani oturup herhangi bir şeyi düşünerek kaygılanıyorsanız, özgürsünüz demektir. Bu yaklaşımı Danimarkalı filozof Kierkegaard’da bolca bulabilirsiniz, meraklılarına.

Şimdi gelelim kaygıyı kabul edip olasılıklar denizinden seçim yapmaya. Büyük sorumluluk, değil mi? Düşünmesi bile basit değil.

Fakat kaygının tetiklediği yaratıcı güç işte tam da burada. Önünüzde seçenekler var, özgürce düşünebiliyorsunuz. E peki ne duruyorsunuz ? Seçim yapsanıza..

Dadadannnnn…

Geldi dayandı mı iş seçime, bireysel sorumluluğa ? Yok öyle ben kaygılandım deyip kenara kıvrılmak.

Eğer bu kaygıyı yönetmek istiyorsanız önünüzdeki önce onu kabul edip sonra olasılıkları iyice düşünüp (vakit geç olmadan) aralarından bir ya da bir kaçını seçip mümkün olduğunca erken aksiyon almalısınız. Aksi takdirde kaygı gereğinden fazla içinizde taht kurup yerleşirse, psikolojinin ya da psikiyatrinin alanına giren Kaygı Bozukluğu’na kadar gidebilecektir. Alev topu 🔥 

Tehlikeli sular öyle değil mi?:)

Ama biliyoruz ki, daha önceki yazılarımdan birinde de bahsetmiştim, hayat kaosun eşiğinde. Öyle ince bir çizgide ki, ne kaosun böğründe ne de konfor alanının göbeğinde.

Arada derede incecik bir ufuk çizgisi gibi uzanıyor boylu boyunca..

Neden siz de o güzel, ince, zarif ve renkli çizgide olmayasınız değil mi? Hayat çizgisinde.

Hadi şimdi kaygıları kucaklamaya, seçenekleri sayıp dökmeye, içinden seçebileceklerinizi belirleyip kendi hayatınızın yaratıcısı olmaya..

Vakit kaybetmeyin..

Kaygılarımla 🙂

1 Yorum

  1. seyyahoz

    Kaygı Kayığımıza atlayıp
    bilinmezin sisli denizlerine kürek çekelim.
    ~.~
    Açık Algı ve Ayık Kaygı elele
    beynimizin gizli dehlilerine dalıp çıkalım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: