Bu Bir Lütuf

 

Dünyaca büyük bir sınavdan geçtiğimiz şu günlerde, her birimiz alışkın olmadığımız duygulardan durumlardan düşüncelerden geçiyoruz. Ne yapacağımızı bazen bilemiyoruz, bazen kendimizi bir şeylere kaptırıp gidiyoruz.

 

Sıkça hissettiğimiz duygular kaygı ve korku ikilisi etrafında dönüyor.

 

Öngördüğümüzü sandığımız hayatımız şimdi her zamankinden daha fazla pamuk ipliğine bağlıymış gibi geliyor. Panikliyoruz..

 

Aslında öyle bir şey yok. Yani öngörülebilir bir hayat yok, tamamen bir illüzyonun içinde yaşıyoruz. Hiçbir zaman olmadı.

 

Şu anda olan da o illüzyondan uyanmamız, aslında hep var olanla çırılçıplak yüzleşmemiz. Yarının garantisi yok, dün de geçti gitti. Varsa yoksa şimdi var elimizde. Bu hep böyleydi. Değişen bir şey yok.

 

Belki yüz yılda bir gerçekleşecek zor bir dönemden geçerken, hepimiz tek tek kırılmalar yaşıyoruz ki, dönemin sonunda da dünyaca bir kırılma-dönüşme yaşamış olalım. Bunu yaşanacağından şüphemiz yok, öyle değil mi?

 

Bugünlerde aklıma sıkça Dr. Viktor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” kitabı geliyor.

 

Nazi Almanyası’nda Yahudilere yapılan zulüm döneminde, insanların nasıl hayatta kaldıklarını anlatıyor Frankl. Hayatlarını her an kaybetme ihtimaliyle yaşayan onca insan arasında, hayatında bir anlam bulan hemen hemen herkesin toplama kamplarından sağ çıktığını, “buraya kadarmış, her şey bitti” diye düşünenlerin ise hızlıca kurban edildiklerini gözlemlemiş.

 

Anlam bulanlardan en önde gelenlerden biri de Dr.Frankl’ın kendisi. Bu bulduğu “anlam arayışında olan insanın hayata bağlanması”nı bir terapiye dönüştüyor (Logoterapi) ve evet kendisi de o kamplardan kurtuluyor. Dışarı çıktığında ise çoğu sevdiğini kaybetmesine rağmen Logoterapi’nin kurucusu olarak Psikyatri bilimine devam ederek hayata sımsıkı tutunuyor.

 

Neden bugünlerde fazlaca düşünüyorum ?

 

Tam olarak olmasa da, bazı açılardan benzer durumlara düştük hepimiz bu günlerde.

 

Kendi isteğimiz, arzumuz dışında evlere kapandık. Kendimiz ve etrafımızın sağlığı için bunu yapıyoruz elbette fakat yine de bu “gönüllü karantina” halinde zorlananlar epeyce oluyor.

 

Sıkılanlar, söylenenler, “ne zaman bitecek”ciler bir yanda..

Panikleyenler diğer yanda.

 

Hepsinin ortak yanı nedir biliyor musunuz ?

Kendi kendisiyle bu kadar süre baş başa kalmak zorunda kalmış olmaları.Evet tam olarak bu!

 

Zamana karşı yarışmanın “yaşamak” olduğu yanılgısına kapılanlarız, bizler. Çoğu zaman ne yaptığımızı, neden yaptığımızı bile düşünmeden koşturup duruyoruz. Günler saatler birbirini kovalıyor, biz de unutuyoruz.

 

Ruhumuzu duymadan yaşayıp gidiyoruz.

 

Hayatın ne kadar narin olduğunu, “şimdi ve burada” olduğunu, aslında kendimizden başka kimsenin olmadığını, “gün geçirmenin” yaşamı bol keseden harcamak olduğunu..Unutuyoruz.

 

Uyuşmuş halde yaşamaktan, ayık halde yaşamaya geçiş yaptık şu birkaç haftadır.

 

Artık daha iyi biliyoruz bazı şeyleri. Daha net görüyoruz.

 

İnanır mısınız aslında bu dönem hepimiz için bir lütuf! Evet çünkü başka türlü bazı gerçekleri hiç göremeyecek olanlarla dolu etraf.

 

Hayat bazen bize öyle oyunlar oynar ki, o oyun bittiğinde hiçbir şey artık bir daha eskisi gibi olmaz. Ve iyi ki de olmaz.

Çünkü zaten değişmesi gerekenlerdir o bitenler.

 

Yine Brene Brown’dan dem vurmadan geçemeyeceğim burada.

“Korku”nun bizim ya en kötü ya da en iyi halimizi ortaya çıkardığınız söylüyor Brown.

 

Çok haklı. Bir oturun düşünün şimdi. Zaman derin düşünme zamanı.

Korku şiddetli biz çizgi belki hayatta fakat bize getirileri de büyük. Kabul edelim, o yönden bakmayı seçelim.

 

Onu istediğiniz gibi, ya daha cesur ve farkındalıklı hale gelmek için ya da iyice kabuğunuza kaçıp eskisinden daha da etkisiz biz halde yaşamak için kullanabilirsiniz. Her zamanki gibi seçim sizin.

 

Yarın her şey düzelip de yeniden, koşturmalarımıza, günlük işlerimize, rutinimize döneceğimiz zaman şu kıymetli dönemden neler aldığımızı unutmayacak şekilde geçirelim derim ben, bu karantina günlerini.

 

Nedir, nasıldır, ne yaparsınız o kısmı size kalmış.

 

Fakat en az birkaç maddelik farkındalık getirmeli hiç değilse.

 

Bir daha tekrarlanmamak üzere bazı şeyleri yok etmeli.

Bazı güzellikleri ise silinmeyecek şekilde nakşetmeli hayatınıza.

 

İleriki yıllarda geri dönüp hatırladığınızda 2020 Mart’ını “oh şükür ki………….” diyebilin. (nokta nokta kısımları siz doldurun ve yazın kalbinize.)

 

Hoş geldin Nisan..:)

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: