Müjdeler Olsun! Erteleyenler Ölmüyormuş..

 

Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı son rapora göre her işini erteleyen, “bugün değil yarın” “ne acelesi var” diyen, çok isteyip de yapamadıklarını birbiri üstüne devamlı olarak yığanlar ölmüyorlarmış. Diğer fanilerin aksine, bu erteleyen insanların zamanları sınırsızmış. Bu bilginin ışığında, erteleyenlere “devam” diyen Dünya Sağlık Örgütü, geçtiğimiz gün diğer ölümlüler için yayınladığı bildiri ile  “İsteyen herkes ölümsüz olabilir, tek şart her şeyinizi ertelemek.” diyerek açık bir çağrıda bulundu..

 

Tamam tamam 🙂

Kesiyorum burada. Çünkü biraz daha saçmalamaya devam edersem inanıvereceğim, evlerden uzak 🙂

 

Biraz muzurca bir girişle aslında bugünkü yazımın konusunu size daha çarpıcı şekilde iletebilirim belki diye düşündüm. Evet, “ertelemek” üzerine konuşmak istiyorum bugün.

 

Yer yer, zaman zaman her birimizin içine düştüğü bir durum öyle değil mi? Fakat hayatın bazı alanlarında bu erteleme öyle kronik bir hal alabiliyor ki, dişe dokunur bir aktivitede bulunmak için sadece bir ufak adım yetecekken, üzerinden atlanacak koca bir dağla baş başa bırakıyor insanı.

 

25 Mart 2019’da New York Times’ta yayınlanan bir makalede* Dr. Piers Steel tarafından “kendi kendine zarar vermek (self-harm)” olarak tanımlanan ertelemek, aslında kendimizi kötü hissettiğimiz dönemlerde tavan yapıyor.

 

Yani kendimizi kötü hissettiğimizde, daha da kötü olmamıza yol açacağını bildiğimiz bir şeyi yapıyoruz. Evet, çoğu erteleyici aslında yaptığı şeyin kendine zarar verdiğini bile bile yapıyor işin ilginci.

 

Yine aynı makalede Psikoloji Profesörü Dr. Tim Pychyl, bunun bir “zaman yönetimi” değil, “duygu yönetimi” problemi olduğunu söylüyor. Daha önceki yazılarımda da defalarca konu ettiğim şu meşhur “duygu yönetimi” konusu. Geldi çattı yine..

 

Kısa dönemli iyi hissetme ile duyguları tamir edeceğini sanarak, insanlar genelde uzun dönemde kendilerine iyi gelecek olan fakat kısa dönemde belki birkaç sıkıntıya neden olacak olan aksiyondan kaçmayı uygun görüyor. Yani hemen şimdi burada acıya dur deyip hemen “haz”za geçiş yapmayı, uzun dönemli eline geçecek olan daha büyük ve doyurucu bir “haz”za tercih ediyor erteleyenler.

 

Ertelenen aksiyonun doğasıyla, neden olduğu duygu bağı bu sonucu doğuruyor.

 

Dağınık bir odayı toplamaktan tutun da sıkıcı olduğunu düşündüğünüz bir rapor hazırlamaya kadar uzanabiliyor skala.

 

Bu aksiyonun sizde uyandırdığı düşük özsaygı, anksiyete ya da güvensizlik gibi duygular bir anda sahneyi devralarak, o yapacağınız aksiyonun size getireceği faydayı göremeyeceğiniz şekilde sizi kör etmeye başlıyor.

 

Bomboş beyaz bir sayfaya saatlerce bakarak “Bunu yazacak kadar zeki değilim. Hem zaten öyle olsam bile, insanlar ne düşünecek ? Yazmak çok zor bir iş. Ya kötü yaparsam ?” diye sıralayabileceğimiz sayısız düşünce peş peşe gelerek görevlerini yapıyorlar. Tam da bu anda “Aman boşver sonra yazarım.” Diyerek bu acılarla dolu anlara son veriyor insan. Oh be! Dünya varmış. Dur onun yerine gideyim de bir film seyredeyim, rahatlarım..

 

Aslında erteleme olayı derinlemesine incelenmiş ve üzerinde çalışılan karmaşık bir konu tabii. Ben burada mümkün olduğunca basitleştirmeye çalışıyorum belki bir ikinize bir şeyler fark ettirebilirim diye.

 

Yine bilim adamları diyor ki, yukardaki şekilde ertelemeyle birlikte gerçekleşen kaçışla rahatlama yönetiminin insanda bağımlılık yaratarak ertelemeyi kısır bir döngüde tekrar tekrar deneyimletebildiğini söylüyorlar.

 

Of ki ne of!

 

Ben bunları okuyup fark edince kendi adıma biraz panikledim açıkçası. Balık nasıl sudan kafasını çıkarmadan yüzdüğü yerin su olduğunu fark etmezse, bizler de öyleyiz. Arada bir çıkmak lazım.

 

İyi hissetme oyununun sonunda “berbat hissetmek” garanti! Benden duymuş olun..

 

Peki ne yapacağız o zaman ?

 

  • Ertelediğimizi fark ettiğimiz anda tüm dikkatimizi ruhumuzda ve vücudumuzda hissettiklerimize yönlendireceğiz. Neler oluyor tam o sırada ? Ne hissediyorsunuz ? Bu size neyi hatırlatıyor ? Ertelediğinizi fark etmek nasıl bir duygu ? Bu farkındalık ruhen ve fiziksel olarak olanları değiştiriyor mu?

 

  • Hemen bir sonraki aksiyona odaklanacağız. Mesela rapor mu yazıyoruz, önce tarihi at, sonra başlığı yaz, vs şeklinde adım adım. Takiben motivasyonunuzun harekete geçtiğini göreceksiniz.

 

  • Sizi yoldan çıkarıp, dikkatinizi dağıtan şeyleri daha zor ulaşılabilir hale getirin. Mesela devamlı sosyal medyaya girmek için telefonunuzu elinize alıyorsanız telefonu uzağa koyun. O da olmuyorsa bir süreliğine söz konusu uygulamaları telefonunuzdan silin. (Demesi kolay biliyorum ama etkili olur sanki!) Ya da spora gitmeye üşeniyorsanız, geceden spor kıyafetlerinizle yatın ki sabah kalkar kalkmaz spora rahat gidebilesiniz. Örnekler çoğaltılabilir

 

Tüm bunlara rağmen “erteleme”nin varoluşsal bir durum olduğunu söylemeden de bitirmemeliyim. Yani öyle ya da böyle bunu deneyimleyeceğiz. Yeter ki farkında olup önce şefkatle kabul edelim, sonra biraz çabayla o yarattığımız küçük dağları yıkalım 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: