Sürdürdüğün Belki de Bitmiştir

Kaçımız farkında olabiliyoruz acaba sürdürdüğümüz şeyin çoktan bitmiş olduğunu ?

Bazen bir ilişki, bazen bir iş, bazen de kendi kendimize koyduğumuz/belirlediğimiz düşünce kalıpları..

Sırf başlamış olmasının yüzü suyu hürmetine devam ettirdiğimiz ne çok “bitmiş şey”le yaşıyoruz oysa ki..

Başlarkenki niyeti, nedeni, niçini unutup bir akıntıya kaptırıyoruz kendimizi..Nereden nereye geldiğimize hiç aldırmadan, bizden götürdüklerini kabullene kabullene devam ediyoruz. Sanki başka seçeneğimiz yokmuş gibi..

Diyeceksiniz ki, “o kadar kolay mı?” Fark etsek bile bitiremediklerimiz var bir de.. O daha da acı verici, bile bile göre göre “öğrenilmiş çaresizlikle” devam etmek. Tam bir kurban sendromu.. Yaşamaksa adı bunun, siz söyleyin artık..

Korkular başrolde yine!!!! Bile bile bitirememek başka neden olabilir? Tek nedeni arkada yatan korkular.

Ya başka bir iş bulamazsam?

Ya bir daha aşık olamazsam?

Ya bu düşündüklerim değiştiğindeki ben’le baş edemezsem?

Evet bilemeyiz çünkü hiçbir şeyin garantisi yok hayatta. Başta hayatın kendisi garanti değil. Her an her şey mümkün..

Peki böyle bir hayat varken elimizde -her an kayıp gidebilecek kırılganlıkta- o zaman bitenleri sürdürmek niye? Kendimizden korkuyoruz olsa olsa…

“Ya her şey daha iyi olursa?” korkusu belki de.. İnanmayacaksınız ama var böyle bir şey.

Anhedoni deniyor, bu tatmin ya da mutluluk deneyileyememe haline. Kişi zevk almaktan kaçıyor adeta, kapatıyor kendini. Örtük depresyonun başlangıcı. İlerisi vahim..

En çarpıcısı ne oluyor biliyor musunuz?

Bu bittiğini fark etmeden sürdürülen durumun, karşıdaki kişi tarafından sonlandırılması!!!

Aman Allahım bir facia. “Nasıl böyle bir şey yapar bana?” ile başlayan, yüzleşememe halinin serzeniş olarak dışavurumu..

İşinizi sevmiyorsunuz bir süredir. Hatta nefret ediyorsunuz. “Ben burada ne yapıyorum?” diyorsunuz. Her sabah ayaklarınız geri geri gidiyor, bir zulüm adeta sizin için oraya gitmek. Çalışma arkadaşlarınızdan bir kaçı hariç hiçbirinin yüzünü bile görmek istemiyorsunuz. Düşünün..

Diğer yandan da bu memnuniyetsizliğinize kulak verip aksiyona geçmiyorsunuz. “Aman canım var işte bir işim gidip geliyorum paramı da alıyorum. İdare edeyim.” diyorsunuz. Konfor alanı içinde kalma kararı veriyorsunuz.

Sonra bir gün işe geliyorsunuz, o da ne? Sizi işten çıkarmışlar!! Aman Allahım!! Bunu nasıl yaparlar? Oysa siz ne kadar da kıymetli bir çalışandınız.. İnsafsızlar, kıymet bilmezler!!!! Zor bulurlar bir daha sizin gibisini duygularıyla, isyanlarda tüm eşyalarınızı toparlıyorsunuz. Size verilen koliye masanızdaki kalemleri, kartları, çerçeveli resimlerinizi koyarken ağlıyorsunuz bir yandan. “Neden ben?” yankılanıyor içinizde avaz avaz..

Nedeni görebildiniz mi? Benim görmem epey bir zamanımı aldı, bayağı bir maliyet ödetti ama gördüm. Zaten o iş bitmişti, gidip geliyor olmak o işi var etmeye yetmezdi çünkü. Çoktan kopmuş bağları birinin kökünden kesmesi gerekiyordu yanlızca. Evrende yarım yamalaklığa yer yok. Siz değilse başkası..

Kızacak bir şey yok ortada, olacak olan olur..Kimin yaptığı çok da önemli değil. Ona takılan ego’dur. “Ben bitiririm gerekirse!” der devamlı olarak. “Kimse beni kovamaz.”, “Kimse benden ayrılamaz.” “Ancak BEN yaparım..”

Vallahi öyle bir yaparlar ki, benden duymuş olma sevgili Egocuğum 🙂

Bitmiş ama sürdürdüğümüz kangren olmuş ilişkilere gelelim. Yine aynı şey söz konusu değil mi?

Düşünün yine.. Hiçbir paylaşımınız kalmamış, birbirinize sevginiz saygınız çoook uzaklarda. Görünmez olmuş adeta. Bir aşktan söz etmek artık bir masaldaki kadar -mış,-miş içeriyor. Özlem yok, istek yok.. Alışkanlık var. Bildiğimiz limanda dinlenme var. Zaten hayat zor. Bari burada nefeslenelim.

Didem Madak “Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım” diyor oysa. Ne güzel, ne şairane ve ne kadar aşka dair..

Sonra günlerden bir gün o güvendiğiniz, elde bir kabul ettiğiniz, “ne olursa olsun beni sever” dediğiniz sevgiliniz karşınıza dikiliyor “Bitti” diyor.. Tıpkı yukardaki hikayede olduğu gibi, birisi ipleri kesiyor. Daha erken uyanan, daha çok gören, daha çok kırılganlığı göze alan..

“Ama ama nasıl olur?” demeye kalmıyor, o liman bir tsunamiye kurban gidiyor. Dün varken şimdi yok oluyor..İlişkiye başlarken iki taraf da açık niyetini ortaya koyarken, biterken bu nadiren böyle oluyor. Tek taraflı bitirme kararı veriliyormuş gibi görünüyor. İşin aslı ise, aslında her durumda bu karar iki taraflı veriliyor. Sadece bir taraf kendini ortaya atarak görünürlüğe gönüllü oluyor..

Gelsin acı ve ıstırap dolu günler… Ağlama, kabullenememe, kendine acı verme.. Taa ki bir gün “Aslında çoktan bitmişti.” deme cesaretini gösterebilene kadar..

Kimin yaptığının önemi yok, kim yapamazsa birisi onun yerine yapıyor.

El birliği evrendeki başka bir şey değil..

Örnekleri çoğaltabiliriz.. Kendimizle olan ilişkimizde de benzer durumlar yaşanabilir, ya da başka konularda seçtiğimiz yollar için.

En iyisi belli dönemlerde, durumları yeniden, şimdi durduğumuz yerden bakarak bir daha değerlendirmek.

Siz siz olun elinizde olup, hala sürdürdüğünüz bitmişleri çok geç olmadan fark edin.. Ayıklayın önce. Kenara koyun. Sonra onları iyileştirmeye çalışın. Var mı tekrar canlandırmanın bir yolu ona bakın. Elinizden geleni yapın. Kendinize “Yapabileceğim her şeyi yaptım.” dediğiniz noktada ise artık ne yöne doğru aksiyon alacağınızı siz seçin.

Bu hayat sizin..

Reklamlar

2 Yorum

  1. Arzu

    Nefissss… Altı kalın kalın çizilip, yanına yıldız koyulası cümleler var. Çok beğendim yine Ayşegül’cüm…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: