Kaosun Eşiği’ne Gelin, Bekliyorum

M.Mitchell Waldrop “Complexity” kitabında “Edge of Chaos”(Kaos Eşiği) denen bir kavramdan bahsediyor. Kaos Eşiği, karmaşık sistemlerin, düzen ve kaos arasında özel bir denge noktasına gelebilme kabiliyetine verilen isim.

 

Öyle ki, bu karmaşık sistemler Kaos Eşiği özellikleri sayesinde spontan, uyarlanabilir ve canlı kalabilmeyi becerirler.

 

M.Ö 8.yüzyılda yaşayan Yunanlı filozof Hesiodos, kozmik temalı eseri Thegony’de “…her şeyden önce kaos vardı” der. Her şey (düzen) ondan sonra oluşur.

 

Epeyce bir süredir üzerine yazmak istediğim bir kavramdı bu Kaos Eşiği. Mitchell bu kavramı temel olarak ekonomik sistemler ekseninde alsa da teori tüm karmaşık sistemler için geçerli.

 

Evrenin bir parçası olan, evreni kendi içinde barındıran, karmaşık sisteme en güzel örnek olacak olan biz insanlar için de Kaos Eşiği çok önemli bir kavram. Düşününce canlı, uyarlanabilir (uyumlu) ve spontan olabilmek düzen ve kaosun tam da arasında incecik bir çizgide uzanıyor.

 

Bu noktada aklıma yine daha önceki yazılarımda bahsettiğim Akış(Flow) Teorisi geliyor.Mihaly Csikszentmihalyi akışı, bireyin bir aktivite ile bütünüyle meşgul olması, adeta kaybolması hali olarak tanımlıyor. Belli hedefler peşinde kişi kendini kaptırır, zaman-mekan algısı bulanıklaşır.

Akış, çok yüksek düzeyde bir odaklanma gerektirir.Bir miktar zorlanma (challenge) da işin içindedir.

Bu zorlanma kısmı akışı anlamakta en önemli kısım fikrimce.

Belli miktar zorlanma odaklanmayı kolaylaştırırken, düşük zorlanma bıkkınlığa, aşırı yüksek oranda bir zorlanma ise aşırı strese yol açarak akış halinden çıkmayı getiriyor.

 

Şimdi Kaos Eşiği ve Akış Teorisi’ni konfor alanı yaklaşımlarıyla birleştireceğim.

 

Malum insanın bir aksiyon alabilmesi, yeni bir şeyler öğrenebilmesi hayatını canlı aktif ve adapte olabilir halde (esnek) tutması için konfor alanından çıkmak şart.

 

Belki bazıları memnundur konfor alanının içinde kalıp alıştığı düzende devam etmekten fakat eninde sonunda kişiyi, yeteneklerini, yapabileceklerini körelteceğini unutmamak gerekir.

 

Üstelik adı “konfor alanı” olan bu güvenli bölgedeki “güven” kavramına bakınca, unutmamak gereken en önemli nokta şu hayatta hiçbir şeyin garantisi olmadığıdır. Dolayısıyla aslında hayat boyu konfor alanında kalmak da büyük risktir. Hiç risk almamanın risklerin en büyüğü olması durumu yani.

 

Güvenlik aradıkça yine olmayan bir şeyi aramaya doğru kısır bir döngü yönlendiriyor insanın hayatını. Çünkü güvenlik diye bir şey yok!

 

Konfüçyüs’ün “Hiçbir şey karanlık bir odada siyah bir kedi aramak kadar zor değildir. Hele odada siyah bir kedi yoksa!” sözü düşüyor aklıma hemen.

 

Kaostan kaçma, düzene yakın durma, bilinen alışılan yoldan gitme, risk iştahını düşük tutma, sonuçları önden kestirilebilir sanma gibi “olmayan siyah kediyi arama” yöntemleri işte insanı asıl tüketen.

 

Sırf bu yüzden kendi potansiyelini keşfedemeden göçüp giden insanlarla dolu mezarlıklar. Gidin bakın.

 

Hayat devam ederken durulacak en hayat dolu nokta belki de Kaos Eşiği. Düzenle kaos arasında ince bir çizgide, akışta, güvenlik alanının tam da dışında, esnek kalarak..

 

Yaşadığımızı hissetmek, yaratıcılığımızla temasa geçmek başka nasıl olacak ki zaten ?

 

Dün ile bugünü birebir aynı yaşıyorsak zaten bugünü kaybetmişiz demektir.

 

Her gün kendimize doğru adım atıp, nasıl hayatımızı canlandırabileceğimiz konusunda ufak da olsa adım atmıyorsak yazık ediyoruz demektir. Şu bize verilen hediyeye, hayatımıza..

 

Kaostan korkarak bir yere varamayız. Madem önce kaos varmış, biz de belki biraz kaosa atılıp düzenin ardından gelmesini sonra da doğal olarak Kaos Eşiği’ne ulaşmayı hedefleyebiliriz.

 

Zorlanmaktan korkarak kendimizi hayata kaptıracak bizi akışta hissettirecek şeyin ne olduğunu bulamayız. Bir miktar zorlanmaya gönüllü olmak lazım. Aksi takdirde, saat sayarız günler geçmez olur. Yapılacaklar hep bir zorunluluk olur.

 

Tutkuyu bulmak nasıl olacak peki ? O da aynı değil mi ? Sevdiğiniz istediğiniz şey her ne ise onun uğruna bir miktar acıya da katlanmak demek ya tutku. Kevin Hall’un “Aspire” kitabında da bahsettiği gibi. Bile isteye bir uğurda acı da dahil her şeye evet demek.

 

Biraz kendimizi zorlayıp, kaosla yaşamayı öğrenip, bizi konfor alanından çıkaracak kadar bir ateşi hep peşimizde hissetmezsek  bu hayat pek de renksiz olacak gibi..

Şikayetleri peşpeşe sıralayacağımıza hadi oturalım çuvaldızı kendimize batıralım.

 

Soralım şu soruları kendimize peşpeşe :

  • Hayatımın hangi alanında Kaos Eşiği bir yana, kaostan kaçınıyorum ? Neleri kaçırıyorum bu yüzden?
  • Zorlanmayı ötelediğim konular neler ? Zorlanmaktan kaçmak bana neye mal oluyor ?
  • Tutkumu bulabildim mi? Bulamadıysam, acıdan kaçtığım için olabilir mi ? Eğer neden buysa, hangi bebek adımından başlayabilirim ?
  • Güvenlik arayışım beni kendim olmaktan ne kadar geri tutuyor ? “Güvenlik” denen şeyin olmadığının farkında mıyım ?

Sorular uzar gider..

Bu ve benzerlerini kullanarak hayatınızda bir “reality-check” yapın derim.

Yarın ilk olarak nereden başlayacağınızı bilirsiniz böylece.

Kaosunuzun, zorlanmanızın, acınızın sizi hiç tatmadığınıız diyarlara götürmesi dileğiyle..

Güzel yaşayın 🙂

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: