Siz Hiç Ok Attınız Mı?

Siz hiç ok attınız mı? Şöyle yayınızı gerip gerip hedefe odaklanıp bıraktınız mı o sivri uçlu, can yakan nesneyi ileri doğru?

Ben çok atmışım hem de gece gündüz demeden, bilmiyormuşum..inanmazsınız.

Nasıl mı ? İşte böyle..

Sallatha Sutta isimli Budist öğretisinde bulunan “Ok”(The Arrow) hikayesinde diyor ki; “eğer vücudunuzun herhangi bir yerine ok atılırsa ve sizi vurursa, tam o noktada bir acı hissedersiniz. Hemen sonrasında tam tamına aynı noktaya ikinci bir ok gelirse bu sefer acınız ilk acının iki katı değil, en az on katı yoğunluğunda olacaktır. “

Budist Rahip Thich Nhat Hanh “No Mud No Lotus” kitabında insanın acı çekmesinin onu nasıl dönüştürebileceğini anlatıyor. Acıyı sadece acıda kalarak şefkate evirmek mümkün. Derin düşünce, sakin kalmak, doğru nefes, farkındalık, anda olmak yani mindfulness ile..

Dönelim “Ok” hikayesinde.. Hayat bize zaman zaman nahoş deneyimler yaşatacaktır, bu kaçınılmaz bir gerçek. İstediğimiz işi alamamak, uğradığımız maddi ve manevi kayıplar, ayrılıklar, vs vs.. Ve yine tabii ki, yaşanan bu deneyimlerde acı hissetmek çok doğal ve insani. Yukarda bahsedilen ilk oku temsil ediyor bu acılar. 

İkinci ok ise genelde yargı ifadeleri (Nasıl bu kadar aptal olabildim?, vb), korku (Ya bu acı hiç geçmezse?), ya da öfke (Acı çekiyor olmaktan nefret ediyorum. Ben bunu haketmiyorum) sayesinde atılıyor. Yani biz kendimiz atıyoruz !! Anlı şanlı parlak birincinin en az on katı acı verecek olan o ihtişamlı oku…

İlk okları engellemek imkansız, hayat adeta bir okçu. Ama inanın, bizim kadar acımasız değil. İnsan çoğu zaman en büyük yarayı kendi kendine veriyor, ah…

Yargımızla, öfkemizle, korkumuzla besleyip büyütmediğimiz durumlarda acıyı şefkate dönüştürebilme ihtimalimiz var tabii ki. Aksi durumda ise önce ikinci oktan kurtulmak işi var. Onu temizlemeden, sadece ve sadece yaşanan olayın acısında pirüpak şekilde kalabilmek imkansız.

Hanh kitabında diyor ki, sorunun büyüğü hepimizin kendimizi ayrı birer kişilik olarak düşünmemizde. Bu da aşağılık, üstünlük ve eşitlik kavramlarını gündeme getiriyor. Kendimizi ne derece diğerlerinden ayrı gibi düşünürsek o miktarda aşağılık ya da üstünlük hissediyoruz. Çünkü karşılaştırıyoruz. Böyle olunca da acı, öfke ve yargı ile oluşmuş olan iyi-kötü, cici-kaka gibi sonuçlara varıyoruz. 

Örneğin bir işten çıkarılmayı hayatınızın en bahtsız olayı zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Neden peki? Çünkü bilemezsiniz.. İyi-kötü terazisine koymadan önce, sadece ve sadece olanla birlikte olmak, onu sıçratmadan, etrafı pisletmeden, tertemizce sahiplenebilseniz, sahiplenebilsek…işte tam da orada yatıyor şefkat, dönüşüm, yaşam çarkı, sihir…

Biliyoruz ki hepimiz eşitiz, ve büyük koskocaman bir bütünün parçalarıyız. Her ne yaşarsak yaşayalım yalnız değiliz, aynı şeyleri yaşayan sayısız insan var. Üstelik birebir aynısını yaşamasalar bile duygularımız yalnız değil. Bizi anlayacak insanlarla çevriliyiz… izin verdiğimiz ölçüde tabii ki..

Dünyanın ortasında terkedilmiş bir çocuk egosuyla kalmasak keşke, keşke hemen savunmaya geçmesek, kapatmasak kendimizi, küsmesek, bir derin nefes alacak vakti tanısak, sarılabilsek kendimize, “bir şey yok, olabilir böyle şeyler” diyebilsek..

Sakin…

Unuttuğumuz ama diğer yandan çok da iyi bildiğimiz bir diğer şey de, her şeyin geçici olduğudur. Önemli olan yaşanan deneyimi nasıl dönüştüreceğimizi bilmektir. 

Yaşam Sanatı diyorum ben buna..

Yapabilenlere de Yaşam Sanatçısı..

Elimizdekilerle, bize verilenlerle, en hoşa gidecek en ilham verecek eseri çıkarabilmekte mesele. Hem sanatçıyı (hayatı yaşayan kişiyi) hem de izleyeni (yaşayandan ilham alan kişileri) aydınlatacak, ferahlatacak, yaşam döngüsünde varolmanın lezzetine inandıracak olmakta..

İkinci okçu olmamak olsun hedefimiz şu hayatta. Ben kendimi geçmiş bir çok olayla yüzleşirken Baş İkinci Okçu 🙂 olarak gördüm… Ara vermeden kendine ok atan.. Çıplak gerçeklerle yüzleşmeyi seviyorum Allahtan. Başka türlüsü şifa vermiyor, ilk adım mutlaka ve mutlaka görmek ve kabul etmek..

Ha bi de etrafınızdaki İkinci Okçulara dikkat etmekte fayda var… Derdinizi anlatırken, daha fazla dert sahibi olmayın derim, aman… 

Hayat bir kere..

1 Yorum

  1. seyyahoz

    Benim meselem derin mesele demeye yeltenmeden,
    ilk ok seviyesini son ve tek ve sığ bir seviye olarak seçelim diye düşündüm…

    *bir de harbiden düşününce, derin olma hevesi nasıl yerleşmiş bir kalıp; derin meseleleriyle böbürlenen bir ben var bende (hepimizde) benden (hepimizden) içeri.
    Artık havam(ız) kimeyse;
    fark etmeden çilekeşliği seçmişi(z)m
    haberim(iz) yok…
    unutma bundan gayrı ilk OK son OK…
    sonrası “vız gelir tırıs gider…”
    evet bu daha iyi bir motto; derin mesele yerine bunu yerleştirelim hadisen(iz)e…. :))))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: