Farrokh’tan “Kraliçe”ye

Nasıl anlatsam nerden başlasam..

Bir filmin bütün müzikleri, tam başında kavak yelleri esmeye başlamışken olan dönemden bu yaşına kadar olan yıllara (20 küsür yıldan bahsediyoruz!) damga vuran şarkılardan oluşuyorsa, hele bir de, şu anda henüz on bir yaşında olan çocuğunun mp3 çalarında da aynı grubun şarkılar varsa, tahminen 3-4 yıldır onları dinliyorsa bir kere orada bir durmak gerek..

Bilmem anlatabildim mi ? Bu ne demek biliyor musunuz ?

Müziğin nasıl yılları aşıp, on yıllara daha sonra da yüz yıllara doğru ulaşabilen büyülü bir yapıltırıcı olduğunun çok canlı bir fotoğrafı. 

Yapıştırıcı çünkü, insanları birbirine, insanları anılarına, şarkıcıları sevenlerine, kalpleri kalplere zaman mekan tanımadan bağlıyor.  

Zamansız müzikleri yapanlara, söyleyenlere hayranlığım her zaman çok büyük olmuştur.

Onlardaki yeteneğin ne kadar kalpten ve ruhtan gelen bir enerjiyle fışkırdığını müziklerini her dinlediğimde yeniden hissederim, iliklerime kadar.

Queen deyince, tabii olay o kadar başka ki, ilk yıllarda eşlik ettiği anılara şimdi kırklı yaşlarımda yeni yeni anıları eklemeye devam eden, yetmişli seksenli yaşlara da taşımayı düşündüğüm, katmerli şarkıların birkaç mimarından biri onlar. 

“Grubun lideri değilim sadece lider solistiyim (lead singer).” diyecek kadar alçakgönüllü olsa da Freddie Mercury grubun rengi, ruhu, lokomotifi, ikonik solisti..

Zanzibar’da doğan Farrokh Bulsara’dan, Queen’in simgesi bir büyük dünya starı olan Freddie Mercury’e doğru olan hayat yolculuğu. Bana sorarsanız onun ruhu hep Freddie Mercry imiş zaten. Bu dünyaya onu keşftemek için düşmüş adeta..

Naif ruhu ile dalgalanan egosu arasında kalarak çektiği zorluklar ona ve etrafına epeyce çektirmiş olsa da bize her seferinde bir müzik ziyafeti olarak dönmüş.

Beni ve kitleleri kalbinden yakalamış olan bu şarkıların, nasıl bir hayatın yansıması olarak ortaya çıktığını, ne duygulardan süzülerek bize kadar ulaşmış olduğunu, Queen’in şarkıları doğururken kendi içinde yaşadığı çelişkileri, ilişkileri, bir dünya starının “sadece insan” olmaktan doğan zaafları ile birlikte sunan harika bir film olmuş “Bohemian Rhapsody”.  

İnsanın içine işleyen bir hüzün usul usul hep eşlik ediyor tabii..

Film eleştirmenlerince gerçek zamanlamalarla film arasında bazı tutarsızlıklar olduğu söylense de, bir izleyici olarak bana yaşattığı duygu yönünden bakmayı tercih ediyorum ben.  Tüm sanat eserlerinde yaptığım gibi. Beni nereye götürdüğüne, sonra oradan buraya döndüğümde elimde kalbimde ne olduğuna, içimde nereye dokunduğuna bakıyorum.

Tıpkı adı Queen gibi, Kraliçelere özgü bir ihtişam gördüm ben filmde.

Zor bir hayat, zor seçimler, cesur olmanın ödettiği bedel ve sonrasında sunduğu ödül, ne pahasına olursa olsun kendi olmaktan vazgeçmemesi, o gösterişli sahne insanının içinde sakladığı yumuşak, korunmaya muhtaç, sadece sevgi arayan küçük çocuğunu bizlerin kalbine yerleştirmiş. Ne mutlu ki..

Bu dünyayı terk edeli yirmi yedi yıl olsa da, hala küçük büyük kalplere dokunmaya devam ediyor. Doğuştan bir lütuf olan dört oktav sesi, her daim iç pusulası olan duyguları, onunla aynı yüzyılda yaşayanlara verdiği en büyük hediye bence. 

Lise 2.’deyken sıralara vurarak aynı anda hep bir ağızdan söylediğimiz “We Will Rock You”nun tam da bizi hedef aldığını görmeye bayıldım, “Bohemian Rhapsody” nin ölümünden yıllar önce yazılmasına rağmen hayatının sonunu anlatan bir ağıt olduğunu canlı hissettim, “hayatının aşkı her zaman bizim anladığımız çizgilerde olmayabilir”i, “aşk kategorize edilemez”i “Love of My Life”ta öğrendim, ve daha bir sürü şey..inanın kelimelere dökmeyi bu kadar istediğim dökerken de bu derece zorlandığım hiç bir film olmamıştı.

O yüzden birazcık olsun neler hissettiğimi ifade edeyim, gerisini de size bırakayım istiyorum. Hatta sevdiğiniz bir Queen şarkısı açın içinize çekin istiyorum.

Filmin herkesin içinde yakacağı ayrı ateşler olduğunu biliyorum çünkü. 

Filme gidin.

Sadece Freddie için değil, müzik için, nasıl kendiniz olunur görmek için, içten dışa yansımanın nasıl dünyayı aydınlatabildiğini öğrenmek için, cesur olmanın bir bedeli ve bir ödülü olduğuna şahit olmak için, insan olmanın zaaf sahibi olmakla eşdeğer olduğunu kabullenmek için, şükretmek için gidin, her ne için olursa…gidin.

 

 

 

PS: Rami Malek’in performansına söylenecek söz yok. Tek kelimeyle harika bir iş çıkarmış. Ödüller yağsın dilerim 😊

Reklamlar

1 Yorum

  1. şebnem çqkırer

    Canım çok güzel yazmışsın
    Kesinlikle 💜

    iPhone’umdan gönderildi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: