Yaratıcılık Üzerine

Uzun zamandır aklımda olan bir konu; yaratıcılık.
Evet üzerine çok sözler söylenmiş çok konuşmalar yapılmış fazlasıyla irdelenmiş bir konu. Fakat hala üzerinde düşünmeye değer.
Ne söyleniyorsa, bir öncekine ekleniyor başka başka kapılar açıyor. Yaratıcılık konusu yaratıcılığa yol açıyor J

Dediğim gibi çokça kafa yorduğum bir konu bu. Tabii her zamanki gibi, beni bu konuda da etkileyen ilham veren bir konuşmaya gönderme yaparak başlayacağım yazıma.

Ünlü İngiliz aktör John Cleese’in “Creativity in Management” isimli konuşmasını – 36 dakika olmasına aldırmadan ve nasıl geçtiğini anlamadan – ilgiyle ve ilhamla izledim. Dinleme imkanı olanlara şiddetle tavsiye ediyorum, yok yok hatta yalvarıyorum izleyin..lütfen izleyin, ne olur izleyin, ne yapın edin izleyin. (https://www.youtube.com/watch?v=Pb5oIIPO62g)

Hakikaten ciddi bir açılım sağladığı gibi, o meşhur İngiliz espri anlayışını da konuşmasının aralarına yedirdiği için tadından yenmez bir konuşma olmuş.

Ben ise izleyemeyenler için çok kısaca özetlemeye çalışacağım Cleese ne diyor.

Psikolog Donald MacKinnon’ın yaratıcılık üzerine yaptığı araştırmadan yola çıkarak konuşmasını biçimlendireceğini dile getiren Cleese, öncelikle yaratıcılığın kesinlikle bir yetenek olmadığını söylüyor. Evet doğru okudunuz, yaratıcılık bir yetenek değil. Yani “Ali çok yaratıcı ama ben değilim” deme lüksünüz yok, baştan söylüyor. Çünkü bu bir kişilik özelliği değil. Bende var, sende yok o zaman hadi o şekilde devam edelim hayatımıza denecek bir konu değil. (çokça bilinenin aksine!)

Yaratıcılık, kendinizi kullanma biçiminiz. Tıpkı bir bilgisayar üzerindeki işletim sistemi gibi. Yani eğer isterseniz ve üzerine kafa yorarsanız “yaratıcılık”ı kendinizi ortaya koyma şekli olarak rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Üstelik IQ ile de ilgili olmadığını söylüyor. Hiç ilgisi yok. Yani süper zeka olmanız gerekmiyor bir şeyler yaratabilmek için. MacKinnon’ın araştırmasında, yaratıcı yönünü ortaya koyan çeşitli mesleklerden insanların, IQ anlamında diğer insanlardan farklı ve önde olmadıkları görülüyor.

“Yaratıcılık” moduna geçebilmeniz için gerekenleri Cleese’in saydığı şekilde listeleyeyim:

1) Çocuksu olmak.
Evet çocuksu bir oyun oynama amacıyla olaylara yaklaşmak. Fikirlerle oyuncaklarla oynar gibi oynayabilmek. Hiçbir belirgin hedefe yönelik olmadan sadece ve sadece eğlence için bunu yapmak.

2) Zihnin açık modda olması.
Kapalı ve açık mod olarak iki zihinsel moddan söz ediyor burada.
Kapalı mod genelde bir hedefe yönelik çalışmalarda oluyor. Kesinlikle yaratıcılık içermiyor. Yapılacak çok iş olduğunda, hafifçe bazen de fazlaca gerginlik içeren, sabırsız, yüksek tansiyonlu, espriden uzak ve “manyakça” bir mod. Çoğunlukla iş ile ilgili çalışmalarda zihin otomatikman kapalı moda giriyor.

Açık mod ise daha rahat, daha az hedef odaklı, hatta mümkünse hedef odaklı değil, esprili ve eğlenceli, oyunbaz ve meraklı bir mod. Çabuk olmak gibi bir kaygısı olmadan fikirlerle “oyun oynayan” hali getiriyor. Yaratıcılık ancak ve ancak açık modda kendini gösterebiliyor.

Gerektiğinde, modlar arası geçiş yapabilme özelliği de önemli yaratıcılıkta. Belli dönemlerde kapalı modda devam etmek de gerekebiliyor çünkü. Özellikle, açık modla bir fikre ya da çözüme ulaştıktan hemen sonra. Uygulamaya geçme aşamasında kapalı moda ihtiyaç oluyor. Fikri hayata geçirdikten hemen sonra tekrar açık moda geçebilmek de mümkün. Devamlı olarak açık ve kapalı mod şeklinde bu sırayla gidiyor olması esas olan.

Dolayısıyla etkin olabilmek için iki mod arasında gidip gelebilmek gerekiyor. Sorun ise kapalı modda çakılı kalmamız ve bunu fark edemememiz. Ne zaman geri çekilip açık moda geçmemiz gerektiğini çoğunlukla göremeyebiliyoruz.

Şunu unutmamak gerekiyor ki, kapalı modda yaratıclık MÜMKÜN DEĞİL. Bunu bilip buna göre zihnimizi izlememiz gerekiyor. Eğer uzunca süre yaratıcı bir çözüm bulamıyorsak, hep aynı düşünceler etrafında dönüp duruyorsak bilmeliyiz ki, kapalı moddayız.

Açık modda olabilmek için ise 5 önemli faktörden söz ediyor. Bunlar ise;

– Alan
– Zaman
– Zaman
– Güven
– Espri

İlk gerekli olan şey alan. Yani günlük rutininizden dışarı çıkarak kendinize oluşturacağınız bir alan. Bir anlamda kendi fişinizi çekip rahatsız edilmeyeceğiniz bir alan. Derin nefes alıp kapınızı kapatıp oturacağınız, sessizce kalacağınız bir alan.

İkincisi ise zaman. Alan yeterli değil. Bu alanı belirli bir zaman için oluşturmalısınız. Sözgelimi saat 10:00’da başlayıp 11:00’de bitecek şeklinde sınırlı bir zaman belirlemelisiniz kendinize. Sınır önemli çünkü oyunu bile oyun yapan zamandır diyor Cleese. Sınır koymazsanız o zaman onun adı oyun olmaz. Bir başı ve bir sonu olduğunu bilmeniz, o sözkonusu zamanı daha verimli ve oyunbaz kılıyor.

Üçüncü faktör de zaman, evet. Yanlış yazmadım J
Fakat bu sefer şöyle ki, diyelim ki kendinize bir alan yarattınız, saatiniz de ayarladınız ilk bahsedilen zaman kısıtını oluşturdunuz. Şimdi hazırsınız. Fakat düşünceler, özellikle yapılacak günlük işler, ufak tefek işler, bir bir zihninize üşüşmeye başladı. Bir bombardıman gibi “akşama ne pişirsem?”, “yarın toplantıya ne giysem?”, vs türü gayet gündelik şeylerle zihniniz dolmaya başlar. E hani alanımızda zaman kısıtıyla oturunca yaratıcılık başlayacaktı ? İşte şimdiki de, yani yine “zaman” dediğimiz, bu düşüncelerin gelip geçmesine izin vermek. Yani bırakın düşünceler tek tek gelip geçsinler, onlara zaman verin, acele etmeyin ve en önemlisi bir an önce karar vermeye çalışmayın. İttirmeyin. Akışa takılın gidin. Zaman kısıtınızı mümkün olduğunca geniş tutun (bir buçuk saat gibi) fakat daha uzun değil. Böylece, yarım saat geçip giden düşünceleri izledikten sonraki bir saat size kalır. Ve tavsiye edilen ara vermenizdir. Peş peşe bunu yapmamanız daha faydalıdır. Örneğin bir buçuk saat bugün, bir buçuk saat haftaya bir gün bunu uygulamak, bir günde 4 saat uygulamaktan çok daha fazla fayda verir.

Ayrıca yaratıcı insanların, bu karar verememe (belirsizlik) durumuna daha fazla toleranslı oldukları ispatlanmış. Acele etmektense uzuuun süreler fikirlerle oynayıp bir sonuca varamama halini hoş karşılamak, izin vermekte mesele. Bu süreç içerisinde çevreniz tarafından “kararsız olmak”la suçlanabilirsiniz, fakat lütfen kulak asmayın. Zira burada önemli olan yaratıcı sürecin bizzat içinde olmanız ve bunun sonucu olarak varacağınız karar. Dolayısıyla acele etmek neredeyse her zaman bu süreci baltalar. Bunu farkında olun.

Dördüncü faktör ise güven. Yanlış yapma korkunuz olduğu sürece hiçbir zaman orijinal bir fikir bulamazsınız. Yani her ne olursa olsun uygun görülmelidir, yanlış diye bir şey yoktur. Yaratıcı süreçte merak ve deney önemlidir. “şöyle yaparsam ne olur?” diyerek denemeye fırsat verilmelidir. Gülünç, saçma, absürd olabilmeye izin vermek ve her ne olursa olsun sonuca güvenmek gerekir. Yargılayıcı bir tavırla yaratıcı olamazsınız. Bu süreçte doğru-yanlış yoktur. Herşey mümkün ve kabul edilebilirdir. Mantık çerçevesinde kalmaya çalıştığınız her an yaratıcılıktan uzaklaşırsınız. Tabiri caizse “uçmak” serbest olmalıdır.

Açık modda olabilmek için son faktör ise espridir. Kapalı moddan açık moda en çabuk geçişi espri sağlar. Sanılanın aksine ciddiyet ve espri kolkola da olabilir. Örneğin eğitimden, çocuklardan, evliliğinizden bahsederken kahkahalarla gülüyor olabilirsiniz, fakat bu gülme hali, bahsettiğiniz konuların ciddiyetini en ufak şekilde olumsuz etkilemez. Ciddi olmak demek tatsızca ciddi olmak anlamına gelmez. Cleese, şimdiye kadar katıldığı cenaze törenlerinin en etkileyici olanlarının espriyle dolu olanlar olduğundan bahsediyor. Esprili yaklaşım, bu törenlerin ciddiyetini azaltacak en ufak bir etki yapmazken, bilakis çok daha unutulmaz kılmış.

Bu 5 faktör yardımıyla zihninizi yaratıcı çözüm aradığınız konunun etrafında gezinir kılarsınız. Er ya da geç bir çözüm bulacaksınızdır. Bazen bir anda hiç beklenmedik şekilde bu çözümü karşınızda da bulabilirsiniz. Tabii ki açık modda olduğunuz sürece.

3) Unutmamanız gereken bir konu ise, çevrenizde bulunan insanları doğru seçmeniz. Eğer bir beyin fırtınası yapıyorsanız ve etrafta yargılayıcı kişiler varsa ve siz de komik ya da saçma duruma düşmemek adına savunmaya geçiyorsanız yaratıcılığa elveda diyebilirsiniz. Eğer toplu şekilde yaratıcı sürece girecekseniz, muhakkak ve muhakkak çevrenizde pozitif ve destekleyici kişileri bulundurun. Birlikte saçmalamaya izin verin, kendinizi düşünce anlamında sınırlamayın.

4) “Gelişigüzel bağlantı” yaratmak bazen çok işe yarar. Örneğin, motosiklet ile çikolata, dadı ile araba, parfüm ile restoran örneklerinde olduğu gibi alakasız görünen konseptleri ilişkilendirmeye çalışmak, gelişigüzel içgüdülere fırsat verdiği gibi hiç ama hiç beklemediğiniz açılımlara doğru sizi götürebilir. Yani anlamlı olmaya çalışmadan serbest çağrışım yapmak da yaratıcılık için oldukça işe yarar. Beyin fırtınasında bu ve benzeri oyunlar oynayabilirsiniz.

Ben Cleese’in bu konuşmasından ciddi şekilde etkilendim. Ve anlattıklarını da hem uygulanabilir hem de mantıklı buldum. Şimdilerde aklımda olan ve feci şekilde ikilem yaşadığım, çözüme ihtiyaç duyduğum bir süreç için yukarda bahsi geçenleri uygulamaya başladım.

Belki sizlere de bir ışık tutar ve yaratıcılığa davet eder ümidiyle, hepinize verimli olabileceğiniz “açık mod” dolu günler diliyorum J

Sevgiyle,

Reklamlar

1 Yorum

  1. Yine çok güzel bir yazı olmuş. Kendim için çıkarttıklarım var yazıdan. 1 – 2 – 3 ve 4. maddelerinin tümünü uyguladığımı gördüm sonuçta ve memnun oldum. Daha da farkına vardım olayın….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: